Gömülü implantlarda uzun bir iyileşme fazı, başarılı bîr osseoentegrasyon için ön gerekliliktir. Bu, Brânemark ve ark/nın ciddi morfolojik yetersizliğe sahip bir grup hastayı tedavi ederken edinmiş olduğu klinik tecrübeler üzerine kurulu bir düşüncedir. Sonuç olarak, bu 3-6 aylık iyileşme fazı klinik tecrübeler sonucunda biçimlendirilmiştir. Literatür çalışmaları incelendiğinde, hemen yüklemenin başarılı bir osseoentegrasyona kontrendikasyon oluşturmadığı görülmektedir.
İnsanlarda hemen implant yüklenmesinden elde edilen yüksek baÅŸarı oranları ilk olarak 1980′lerin ortalarında, tek aÅŸamalı implant protokolü popülerlik kazandığında elde edilmiÅŸtir. Babbush ve ark, 1739 adet erken yüklenen TPS implantı üzerinde % 88′lik bir kümülatif baÅŸarı oranı bildirmiÅŸtir. Henry ve Rosenberg kontrollü hemen yükleme ve tek aÅŸamalı cerrahi protokolünü kullanarak 2 yıllık klinik sonuçlan bildirmiÅŸler ve klinik performansın geleneksel 2 aÅŸamalı metot ile kıyaslanabilir olduÄŸunu öne sürmüşlerdir. Schnitman ve ark. ise 10 hastaya yerleÅŸtirilen 61 adet implantı incelemiÅŸlerdir.
Bunların 28′ine anında yükleme ile geçici bir sabit köprü yapılmıştır. Hemen yüklenen implantlarda % 85, gömülü ve yüklenmeyen implantlarda % 100 baÅŸarı bildirmiÅŸlerdir. Bu çalışmada anında yüklenen implantların % 30′unun doÄŸal diÅŸlere baÄŸlandığı ve geçici sabit parsiyel proteze destek için 3′ten fazla implant kullanılmadığına dikkat edilmelidir. Ayrıca, test ve kontrol örnekleri arasındaki kuvvet dağılımı da farklıdır. Buna raÄŸmen, implantların erken dönemde fonksiyona sokulduÄŸunda bile uzun dönem baÅŸarı elde etmenin mümkün olduÄŸu yapılan çalışmalar sonucunda ortaya koyulmuÅŸtur.
Tamow ve ark., yükleme yapılmış ve yükleme yapılmadan iyileÅŸmek üzere diÅŸeti altında gömülü bırakılan implantları incelemiÅŸlerdir. Toplam 69 implant anında yüklenirken 38 implant yüklenmeden gömülü bırakılmıştır. AraÅŸtırmacılar implantların % 97′sinin baÅŸarıyla osseoentegre olduÄŸunu bildirmiÅŸtir. Gömülü implantların biri komÅŸu çekim boÅŸluÄŸundan yayılan enfeksiyona baÄŸlı olarak baÅŸarısız olmuÅŸtur. Alt ve üst çenedeki implantlar arasında bir fark bulunamamıştır.
Bijlani & Lozada , retrospektif bir çalışmada, 4 hastada hemen yükleme yapılmış implantların 3-6 yıllık klinik takibi sonrası baÅŸarı oranlarını deÄŸerlendirmiÅŸlerdir. YerleÅŸtirilen ve hemen yüklenen tüm implantların baÅŸarıyla osseoentegre olduÄŸu sonucuna varmışlardır. Bu çalışmadaki hastalarda, üst çenede total protez, alt çenede ise implant ve doku desteldi overdenture kullandığına dikkat edilmelidir. Gelen okluzal yüklerin ÅŸiddeti ve yönü hemen yüklenen implantların baÅŸarısında anahtar rol oynamaktadır. Hemen yüldenen implantlara ait baÅŸarısızlıkların %75′inin bruksist hastalarda görüldüğü Balshi & Wolfinger (15) tarafından da doÄŸrulanmıştır. Balshi & Wolfinger yapmış oldukları çalışmada, 10 hastaya 130 implant yerleÅŸtirmiÅŸlerdir. Bu implantların 40′ı anında yüklenmiÅŸ, 90′ı ise iki aÅŸamalı cerrah: protokolüne göre gömülü bırakılmıştır. 12-18 ay sonraki sonuçlara göre baÅŸarı oranları, hemen yüklenen implantlar için % 80, yüklenmeyen implantlar için ortalama % 96 olarak bildirilmiÅŸtir. Chiapasco ve ark. ,
yürüttükleri çok merkezli retrospektif bir çalışmada, 226 hastayı ortalama 6.4 yıl takip etmiÅŸlerdir. Toplamda hemen yüklenen 904 implant. her hastada 4 adet olmak kaydıyla mandibular semfiz bölgesinde interforaminal alanlar arasına yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Çalışmada hemen yüldenen implantlardaki toplam baÅŸarısızlık oranı % 3,1′dir. Randow ve ark. , diÅŸsiz alt çenede hemen yüklenen tek aÅŸamalı protokol ve geç yüklenen iki aÅŸamalı protokol kullanılarak sabit protezler ile oral rehabilitasyonları yapılan hastaları karşılaÅŸtırmışlardır. Yükleme yapılmayan vakalarda protezler ilk 10 gün kullandırılmamıştır ve bu dönemden sonra orijinal proteze besleme yapılmıştır. İki grup arasında 18 aylık inceleme sonunda sonuçlar arasında bir fark bulunmamıştır. Her iki grup için de baÅŸarı oranı % 100 olarak bulunmuÅŸtur. Scortecci ve ark., 783 disk ve vida tipi titanyum implantı Periotest® ve 20 Nem tork testi kullanarak deÄŸerlendirmiÅŸlerdir. Hemen yüklenen implantların % 98′inde 4—6 ay sonra osseoentegrasyonun elde edildiÄŸini bulmuÅŸlardır. AraÅŸtırmacılar, uzun dönem yüksek baÅŸarıyı saÄŸlamak için daha iyi stres dağılımına izin veren vida tipli implant tasarımının kullanılmasını önermiÅŸlerdir .
Gatti ve ark. , 4 adet TPS vida implantının desteklediği, hemen yüklenen implant üstü protezlerin uzun dönem sonuçlarını değerlendirmişlerdir. Overdenture protezler, 25 ay boyunca takip edilmiş ve 19 hastada % 96 kümülatif başarı oranı bildirilmiştir. Chiapasco ve ark. , mandibular implant üstü protez yapılan 20 hastada hemen ve gecikmeli yüklenen implantların başarı oranlarını karşılaştırmış ve iki grup için de % 97.5 başarı oranı bulmuşlardır. Chow ve ark. , Brânemark implantlarını hemen yükledikleri çalışmalarında, dişsiz alt çenelerde % 98.3 gibi yüksek bir başarı oranı yakalamışlardır. Brânemark ve ark. nın , 50 hastaya 150 adet implant yerleştirdikleri ve hemen yükledikleri çalışmada da benzer bir başarı oranı elde edilmiştir.
Tek diÅŸ eksiklikleri için kullanılan implantların hemen yüklenmesi ile ilgili çalışmaların sayısı azdır. Gomes ve ark., HA (hidroksiapatit) kaplı implantlar yerleÅŸtirip geçici kronlar ile hemen yüklemiÅŸlerdir. Klinik olarak implantlarda hiçbir mobilite görülmemiÅŸ ve çalışma süresince fonksiyonda kalmışlardır. Malo ve ark. , estetik bölgede yer alan ve hemen yüklenen 94 adet Brânemark implantını incelemiÅŸtir. Bu retrospektif çalışmada % 96′lık kümülatif bir baÅŸarı oranı görülmüştür. Ericsson ve ark. , tek diÅŸ implantlarını 24 saat içinde geçici kronlarla hemen yüklemiÅŸlerdir. 14 implantın 2′sinde baÅŸarısızlık (%14) görülürken iki aÅŸamalı protokolle yerleÅŸtirilen implantlarda baÅŸarısızlık bildirmemiÅŸlerdir. Chaushu ve ark. , 26 hastada çekim boÅŸluklarına yerleÅŸtirilip hemen yüklenen implantlarla yükleme yapılmayan implantları karşılaÅŸtırmışlardır. BaÅŸarı oranlan sırasıyla % 82 ve % 100 olarak bildirilmiÅŸtir. AraÅŸtırmacılar, çekim boÅŸluÄŸuna yerleÅŸtirilen tek implantların hemen yüklenmesi sonucu implantların 1/5′inde baÅŸarısızlık riski bulunduÄŸunu belirtmiÅŸlerdir. Buna karşın, Jo ve ark. , çekim boÅŸluÄŸuna yerleÅŸtirilip hemen yüklenen implantlarda % 98,9 gibi yüksek bir baÅŸarı oranı saÄŸlamışlardır. AraÅŸtırmacılar, bu sonucu kullanılan sisteme baÄŸlamışlar ve komÅŸu doÄŸal diÅŸlerin, iyileÅŸmenin erken dönemlerinde implant üstü protezleri olduzal travmadan koruyabileceÄŸini bildirmiÅŸ ve tek diÅŸ eksikliÄŸi için hemen yüldemenin mümkün olabileceÄŸi sonucuna varmışlardır.
HEMEN YÜKLEMENİN BAŞARISINA ETKİ EDEN FAKTÖRLER
Hemen implant yükleme çalışmalarının çoğunda, geleneksel 2 aşamalı yaklaşım ile karşılaştırıldığında benzer başarı oranları. Ancak bu bulgular, dişeti altındaki yara iyileşmesinin artık gerekli olmadığı anlamına gelmemektedir. Her iki yaklaşıma da uyacak doğru endikasyonları belirlemek için daha çok çalışmaya gerek vardır. Mevcut literatürden elde edilen veriler hemen implant yüklemesinin sonuçlarını etkileyebilecek pek çok faktörden bahsetmektedir. Bunlar 4 kategoriye ayrılabilirler: cerrahi, hasta, implant ve oldüzyon ile ilgili faktörler.
Cerrahi ile ilgili faktörler: Primer implant stabilitesi ve
cerrahi teknik
• Hasta ile ilgili faktörler: Kortikal ve trabeküler kemik miktarı ve kalitesi, yara iyileşmesi, modeling/remodeling aktivitesi
• İmplant ile ilgili faktörler: Dizayn, yüzey özellikleri, implantın boyutları
• Okluzal faktörler: Kuvvet miktarı ve kalitesi, protetik dizayn
Cerrahi İle İlgili Faktörler
Primer İmplant Stabilitesi;
Tüm faktörler içinde primer implant stabilitesi hemen yükleme ile ilgili belirleyici faktörlerin en önemlisidir. Mobil olmayan bir implant üzerine gelen fonksiyonel yükleme, osseoentegrasyon elde etmenin kaçınılmaz bir gerekliliÄŸidir. BaÅŸlangıç stabilitesinin yetersiz olması, implantta baÅŸarısızlık riskini önemli ölçüde arttırmaktadır. Aşırı bir mikro-hareket veya iyileÅŸmenin erken aÅŸamasında olabilecek bir hareket, fibrin pıhtısının implant yüzeyine adezyonunu önler ve böylece kemik-implant ara yüzünde fibröz baÄŸ dokusu oluÅŸumuna sebep olarak iyileÅŸme fazına zarar verebilir . lOOum den fazla mikro-harekeder, kemik-implant ara yüzündeki iyileÅŸmeye zarar vermek için yeterlidir. Kemik-implant ara yüzünde 150um’ yi aÅŸan mikro-hareketlerin, osseoentegrasyon yerine fibröz kapsül oluÅŸumuna neden olduÄŸu bildirilmiÅŸtir. Hemen yüklenen implantlarda yükleme sebebi ile 150um üzerindeki bir mikro-hareketliliÄŸin osseoentegrasyona zarar verici olabileceÄŸi düşünülebilir.
Bazı araştırmacıların hipotezine göre. hemen yüklenen implantlar, ekstra stabiliteyi temin etmek için apikalde ve krec sahasında yoğun kortikal kemikle karşılaşmalıdır . Ancak retrospektif bir çalışmada, üst çenede bikortikal olarak fikse edilmiş bir implantın monokortikal stabilize implantlara göre 4 kat fazla başarısızlığı uğradığı da bildirilmiştir. Aynı çalışmada, mono ve bikortikal stabilizasyon değerlendirmesinin pantograflar üzerinde yapıldığı ve başarısızlık sebeplerinin çoğunun fraktür olduğu bildirilmiştir . Protetik olarak uyumsuz bir üst yapı ve olumsuz okluza stres faktörlerinin de sonuçları etkilenmiş olabileceği bildirilmiştir. Biyomekanik olarak, bikortikal yerleşim konseptinin. implantın yüzeyinin daha fazla kompakt kemikle temasta olmasından daha değerli olduğu hipotezi hala tartışmaya açıktır.
Smith ve Zarb, implant mobilitesini baÅŸarı kriteri olarak deÄŸerlendirmek için iki yönlü bir skala olduÄŸunu öne sürmüştür. Bu, implantta mobilite olması veya olmamasıdır. Hemen yükleme yapılacak olan implantların primer stabilitesinin iyi olması gerekmektedir. Fakat bu konuda bazı kavram kargaÅŸaları bulunmaktadır. İmplantın primer stabilitesi ne kadar iyi olmalıdır ve bu nasıl ölçülmelidir? Bir implantın en iyi ihtimal ile, 50-100 mikron arası bir hareketi tolere edebileceÄŸi bildirilmiÅŸtir. Brunski 100 mikronluk mikro hareketi ortalama deÄŸer olarak ortaya atmıştır . Ancak, bu eÅŸik deÄŸerinin 50 veya 150 mikron olduÄŸunu bilmek klinik olarak önemsizdir. Her iki deÄŸer de çok düşük seviyeli harekettir. Dolayısıyla travmayı minimuma indirmek, implant iyileÅŸmesinin erken aÅŸamasında kritiktir. Göz, bir hareketi belirleyebiliyorsa, implantın etrafında yumuÅŸak doku bulunması ihtimali yüksektir. Bu yüzden bir implantın erken baÅŸarısızlığını veya baÅŸarısızlığa uÄŸramakta olduÄŸunu belirleyebilmek için, RFA gibi, mikrohareketleri belirleyebilen bir cihazın kullanımı gerekmektedir . Kontrollü yükleme, RFA ile mümkündür. Hemen yüklenen implantların stabilitesinin osseoentegrasyon süreci boyunca aralıklarla ölçülebilmesi kontrollü bir yükleme yapılmasını saÄŸlayacaktır. Friberg ve ark.’na göre, İmplantta gözle görülür bir mobilite olması fibröz kapsülün oluÅŸtuÄŸunun bir iÅŸareti olabilir ve o implantın tekrar osseoentegre olma ÅŸansı yoktur. Stabilite kaybını RFA yöntemi ile erken dönemde gözlemek mümkündür. Hemen yüklenen bir implantta ilk 6 hafta içerisinde aşırı stabilite kaybı gözleniyorsa yüklemenin kaldırılması halinde hala osseoentegre olma ve stabilite elde etme potansiyelinin olduÄŸunu Friberg ve ark. tarafından göstermiÅŸlerdir. Düzenli implant mobilite deÄŸerlendirmeleri ve iyi bir primer stabilitenin temini aracılığıyla implantların baÅŸarısızlıklardan kaçınılabileceÄŸi öne sürülmüştür .
Özetle, primer stabilite elde edildiğinde ve doğru protetik tedavi planı uygulandığında hemen fonksiyonel implant yüklemesi geçerli bir uygulamadır. Ancak, implantın primer stabilitesi elde edilemediğinde ve tartışmalı olduğunda, yükleme öncesi yeterli bir iyileşme dönemi içeren geleneksel tedavi protokolünü izlemek tavsiye edilmektedir.
Cerrahi Teknik
İmplantların atravmatik olarak cerrahi yerleÅŸimi, uygulanan tedavi protokolünden bağımsız olarak implant baÅŸarısı için anahtar faktörlerden biridir. Aşırı cerrahi travma ve ısıya baÄŸlı hasar, osseonekroza yol açabilir ve implantın fibröz kapsülasyonuna sebep olabilir. Frez uygulaması esnasında yetersiz soÄŸutmadan kaynaldanan ısı, oluÅŸan kemik hasarı ile iliÅŸkilendirilmiÅŸtir. 1 dakika süren 47 ° C’nin üzeri bir sıcaklığın, kemikte ısı nekrozuna sebep olduÄŸu gösterilmiÅŸtir. Frez sıcaklıklarının, osteotomi preparasyonu sırasında irrigasyon olmadığında saniyeler içinde 100°C üzerine çıktığı ve implant osteotomisinden birkaç milimetre ötede 47°C üzerinde sıcaklıklar ölçüldüğü bildirilmiÅŸtir. Ayrıca, osteotomiler sırasında freze uygulanan aşırı yük, kök formunda endoosseöz implantların baÅŸarısı için de kritiktir. Hızı veya yükü birbirinden bağımsız olarak arttırmanın kemikte ısı artışına neden olduÄŸu da gösterilmiÅŸtir. Buna karşın, hızı ve yükü beraberce arttırmanın, ısıda belirgin bir fark olmaksızın daha etkin kesmeye olanak tanıdığı da bildirilmiÅŸtir . Kemikte oluÅŸan ısı ile ilgili diÄŸer faktörler, prepare edilen kemik miktarı, frez keskinliÄŸi ve tasarımı, osteotomi derinliÄŸi ve kortikal kalınlıktaki varyasyonlardır. İmplant cerrahisinin, özellikle basınçla uygulanmasının, çevre kemikte mikro fraktürler oluÅŸturduÄŸu gösterilmiÅŸtir. Bunun da kemik implant ara yüzündeki iyileÅŸmeyi geciktireceÄŸi düşünülmektedir.
DoÄŸru cerrahi ve protetik teknik uygulandığında, hemen yüklenen implantların etrafındaki kret kemiÄŸi kaybı, iki aÅŸamalı protokol ile karşılaÅŸtırıldığında normal sınırlardadır. Cooper ve ark., erken yüklenen tek diÅŸ implantlarında, 12 aylık dönemde, marjinal kemik seviyesinde ortalama 0.4 mm’lik bir deÄŸiÅŸim bildirmiÅŸlerdir. Chow ve ark., prospektif bir çalışmada ise, hemen yüklenen implantlarda 30 aya
kadar 0.6 mm’lik bir marjinal kemik kaybı göstermiÅŸlerdir.
Hasta ile İlgili Faktörler
Kemik Kalitesi Ve Miktarı
Hemen yüklenen inıplantlara ait histolojik verilerde, sadece direkt kemik-implant baÄŸlantısında deÄŸil, aynı zamanda implantın etrafındaki kemik kalitesinde de artış görülmüştür . Romanos ve ark.’na göre, olumlu histolojik veriler bildirilmesine raÄŸmen, hemen yüklenen implantların baÅŸarısının belirlenmesi klinik olarak hala zordur. Klinik olarak, hastanın kemik yoÄŸunluÄŸu, implantın hemen yüklenmesinde baÅŸarısının öngörülebilirliÄŸini belirlemede önemli bir rol oynar. Kor-tikal kemiÄŸin yük taşıma kapasitesi, spongiyöz kemiÄŸe göre daha fazladır. Bu nedenle implantın hemen yüklenmesi düşünülüyorsa, yerleÅŸtirilecek bölgedeki kortikal kemikte trabeküler yapının sık olması tercih edilmelidir. Lekholm ve Zarb , yaptıkları sınıflandırmada çene kemiÄŸini kalitesine göre dört gruba ayırmışlardır:
1. Hemen hemen tüm çene kemiği homojen kortikal kemikten oluşur.
2. iç kısımdaki yoğun trabeküler kemiğin etrafında kalın kortikal kemik mevcuttur.
3. iç kısımdaki yoğun trabeküler kemiğin etrafında ince tabaka kortikal kemik mevcuttur.
4. İç kısımdaki düşük yoğunluktaki trabeküler kemiğin etrafında ince tabaka kortikal kemik mevcuttur.
Yoğun kompakt kemiğe yerleştirilmiş bir implantın ilk stabiliteyi temin etmesi daha olasıdır ve dolayısıyla hemen yükleme  yapılması  durumunda  kuvvetlere  dayanmaya daha yatkındır. Rezonans sıklığı analizi, implantların yoğun kemiğe yerleştirildiklerinde, yerleştirme anında da cerrahi sonrası 3-4. ayda yapılan ölçümlerdeki kadar stabil olduğunu göstermiştir (64). Bu sonuçlar mandibular interforaminal sahalara yerleştirildiğinde, implantların direkt yüklenmesi konseptini destekler. Dolayısıyla, bu homojen yoğun kemik tipi, implantolojide hemen yükleme adına pek çok avantajlar sağlamaktadır. Kortikal lameller kemik, endosteal bir implantın yakınında iyileşirken, iyi kemik desteği temin ederek az miktarda woven kemik oluşumu ile iyileşebilmektedir . Ayrıca, ince, yumuşak kanselöz kemik ile karşılaştırıldığında daha iyi mekanik bir kilitlenme sağlamaktadır. Esasen, çalışmalarda daha az yoğun kemiğin, 2 aşamalı geç yükleme protokolü uygulandığında bile, daha fazla implant başarısızlığına neden olabildiği gösterilmiştir . Jaffin ve Berman , farldı yoğunlukta kemiklere yerleştirilen 1054 implantın başarı oranlarını dünden bugüne olarak incelemişlerdir. Tip I-III kemiğe yerleştirilen implantlardan sadece % 3 oranındaki implantın başarısız olduğunu bildirirken, ince korteksli ve düşük trabeküler yoğunluğa bağlı olarak yük taşıma gücü az olan tip IV kemiğe yerleştirilen
implantların %35′inin baÅŸarısız olduÄŸunu bildirmiÅŸlerdir. Dolayısıyla, hemen yükleme çalışmalarının çoÄŸu, olumlu mekanik özelliklerine baÄŸlı olarak, yoÄŸun kemiÄŸin sıldıkla bulunduÄŸu alt çenenin ön bölgesinde yürütülmüştür. Literatür taramasında, bu bölgede yerleÅŸtirilen implantların etrafında % 72 oranda tip I veya tip II kalite kemik mevcut olduÄŸu görülmektedir . Buna karşın, ince trabeküler kemikte rijit fiksasyonu elde etmek zordur. Daha önce anlatılan nedenlerden dolayı, bu tip kemik, hemen yükleme teknikleri için uygun olmayabilir.
Horuichi ve ark., 14 hastada, implantları hemen yüklediklerinde arklar arası baÅŸarı oranları arasında hiçbir fark bildirmemiÅŸlerdir. Bu vaka dizisinde, üst çenede 44, alt çenede 96 adet implant yerleÅŸtirilmiÅŸ ve sırasıyla % 95,5 ve % 97,9′luk baÅŸarı oranları elde edilmiÅŸtir. Buchs ve ark. 93 hasta üzerinde yürütülen, 142 implant ile tek ve bölümlü sabit protez içeren çok merkezli bir prospektif çalışmada da, üst çene ve alt çenedeki baÅŸarı oranları arasında bir fark bulunamamıştır.
Yara İyileşmesi
Osteoporöz, osteopeni veya hiperparatiroidizm gibi direkt olarak kemik metabolizmasını etkileyen metabolik hastalıklar, implantta yara iyileşmesini önemli ölçüde etkileyebilir. Hayvan çalışmalarında, osteoporötik örneklerde implant etrafında kemik oluşumunun zarar gördüğü sıkça gösterilmiş olmasına rağmen, osteoporöz teşhisi konulan hastalarda dental implant yerleşiminde, uzun bir iyileşme dönemi tavsiye edilirse çok iyi başarı elde edilebileceği gösterilmiştir . Literatürde, bu zamana kadar, sigara tiryakilerinde, diyabet ve hiperparatiroidizm gibi sistemik hastalıkların teşhis edildiği bireylerde hemen yükleme protokolünün uygulandığı herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır Benzer bir durum radyoterapi görmüş bireyler için de geçerlidir. Dolayısıyla, bu hastalıkların teşhis edildiği bireylerde standart 2 aşamalı protokolün kullanılması ve hatta daha uzun iyileşme dönemlerinden yararlanılması tavsiye edilmiştir. Sigara tiryakilerinde ve ağız boşluğunda radyoterapi gören hastalarda, gelecek yıllardaki çalışmalar aksini kanıtlayana kadar, standart teknikler kullanılması gerektiği bildirilmiştir. Cerrahi öncesinde tıbbi konsültasyon ve olası risklerin hastalara dikkatle anlatılması şarttır .
İdeal koşullar altında (atravmatik cerrahi), implant yerleşiminden ancak 6 hafta sonra, implant yüzeyinde veya yakınında lameller kemik oluşur. Çevre kemik doku, angiyo genez, osteoprogenitör hücre göçü, woven kemik oluşumu, paralel lifli veya lameller kemik depozisyonu ve sekonder kemik şekillenmesini içeren safhalar sonucu oluşur. Buna karşın, hayvansal histolojik verilerde, hemen yüklenen implantlar ile ilgili olarak osseoentegrasyon sürecinde veya implantlarm etrafındaki kemik morfolojisinde hiçbir değişildik bulunmamıştır. İlginçtir ki, yükleme yapılamayan kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, erken yüklenen implantlarda kemik implant ara yüzündeki bağlantının arttığı ve daha hızlı bir yeniden şekillenme işleminin olduğu bildirilmiştir. Dental implantlarm hemen yüklenmesi, kemik oluşumunu hızlandırabilir; ancak bu sürecin oluşması için primer stabilitenin kaçınılmaz olduğu da vurgulanmalıdır.
İmplant İle İlgili Faktörler İmplant Dizaynı / Konfigürasyonu
implant konfigürasyonunun implant başarısı için önemli bir etken olduğu bilinmektedir. Genel olarak, vida tipi implant tasarımı, baskı kuvvetlerini transfer etme yeteneğinin fazla olmasının yanında, daha fazla mekanik tutuculuk da sağlar . Vida tasarımı, sadece implantın mikro-hareketini en aza indirgemekle kalmaz, aynı zamanda hemen yüklemenin başarısı için temel gereklilik olan primer stabiliteyi de arttırır. Ayrıca, yivler yüzey alanını arttırarak primer stabilizasyona katkıda bulunur .
Çalışmalarda, hemen yüklenen vida şekilli implantlarm ara yüzünde fibröz doku oluşmadığı gösterilmiştir. Bu yüzden mekanik retansiyon özelliklerine bağlı olarak, hemen yükleme vakalarında vida tipinde implantlarm kullanılması önerilir. Buna karşın, silindirik tip implantlar, primer stabilitenin sağlanmasındaki zorluk, vertikal ve makaslama kuvvetlerine olan direncinin düşüklüğüne bağlı olarak hemen yükleme protokolü için kontrendikedir.
İmplant Yüzey Kaplaması
Üreticiler tarafından kemikle temasta olan implant yüzeyini değiştirmek için plazma sprey kaplamaları, asitle pürüzlendirme ve kumlama, hidroksiapatit kaplama, veya titanyum oksit gibi farklı teknikler kullanılmıştır. Pürüzlü implant yüzeyleri, kemik implant bağlantısında anlamlı bir artış sağlar. Pürüzlü yüzeye sahip implantlarm makaslama kuvvetlerine karşı direncinin düzgün yüzeylilere oranla 5 kat fazla olduğu gösterilmiştir (102). Pürüzlü yüzeye sahip implantları yerinden çıkarmak için daha fazla kuvvet ge rektiği, pürüzlü yüzeye sahip implantlarda, cilalı yüzeylere sahip implantlara göre; implant ve kemik arasında daha iyi bir mekanik stabilitenin sağlandığı, ayrıca kemik iyileşmesinin daha hızlı olduğu belirtilmiştir.
Buser ve ark.,TPS ve cilalı yüzeyli implantlar ile karşılaştırıldığında, SLA yüzeye sahip implantlann daha kısa sürede osseoentegre olduğunu ve implantın yerinden çıkarılması için daha fazla kuvvete ihtiyaç olduğunu belirtmişlerdir. Wennerberg ve ark. asitlenmiş ve kumlanmış implantlann makine ile elde edilmiş yüzeyli implantlardan daha üstün kemik fiksasyonuna sahip olduklarını belirtmişlerdir. Piatelli ve ark. tarafından bildirilen insana ait histolojik verilerde, hemen yüklenen implantın etrafında % 60-90 oranında kemik-implant kontaktı ile olgun, kompakt, kortikal kemik oluştuğu gösterilmiştir. Cerrahi sonrası 4. ayda değerlendirilen, hemen yüklenmiş 2 osteotit yüzeye sahip implantta da benzer sonuçlar bulunmuştur.
Pürüzlü yüzeylerin osteokondüksiyonu uyardığı düşünülür ve bu implant yüzeyinde yeni kemik oluşumu ile bağlantılıdır. Osseoentegrasyonun 3. fazı, uzun dönem stabilite için kritik olan kemiğin yeniden şekillenmesi fazıdır. Bu safhada implantlann yüklenmesi, bir mikro-hareket yaratır ve bu fibrin pıhtısının erken iyileşme süresince implant yüzeyine yapışmasını önleyebilir. Davis, implant yüzey pürüzlülüğünün bu yapışmayı olumlu etkileyeceğini belirtmiştir.
Pürüzlü yüzeylerin avantajlara rağmen, hayvan ve insanlardaki hemen yükleme çalışmalarında yüzey kaplama tipleri analiz edildiğinde anlamlı farklar bulunmamıştır . implant yüzey kaplamasından bağımsız olarak klinik başarının sebebi insan deneylerinin çoğunluğunda kullanılan kemik tipine bağlı olabileceği bildirilmiştir. Daha önce belirtildiği gibi, çalışmaların çoğu, en yoğun kemiğin lokalize olduğu anterior mandibula bölgesinde yer almıştır. Yivler ve yoğun kemik arasındaki ilk mekanik interkilitlenme her kaplama tipinin yararlı özelliklerinin önüne geçebilmektedir. Aslında, en yüksek yerleştirme torku ve rezonans sıklığı değerleri, tip II ve tip III kemiğe yerleştirildiğinde yüzey tipinden bağımsız olarak benzer implant primer stabilitesi göstermiştir. Aynı parametreler, daha yumuşak olan tip IV kemikte primer stabilite için yiv dizaynının yüzey Özelliklerinden daha belirleyici olduğunu bildirilmiştir.
İmplant Uzunluğu
İmplant uzunluÄŸu da implantlann hemen yüklemesinde baÅŸarıyı etkileyebilir. Uzunluktaki her 3mm’lik artış ile silindir ÅŸekilli bir implantın yüzey alanı ortalama %20-30 artmaktadır. Çalışmalarda, 10 mm’den kısa implantlann hemen yüklenmesinde %50 baÅŸarısızlık oranı bildirilmiÅŸtir. Çalışmaların çoÄŸunda, yüksek baÅŸarı oranı temin etmek için implant boyunun 10 mm’den fazla olması önerilmiÅŸtir. Bazı araÅŸtırmacılar, hemen yükleme için boyu en az 14 mm, çapı en az 4 mm olan implantlann kullanılmasının yararlı olduÄŸunu öne sürmüştür. (33). Ancak bu çalışmaların verileri, klinik deneyim ve sınırlı insan araÅŸtırmasına dayanmaktadır. Dolayısıyla hemen yüklenen implantlann kritik uzunluÄŸu ve çapı konusunda literatürde henüz fikir birliÄŸi oluÅŸmamıştır.
Oklüzyon İle İlgili Faktörler
Kuvvetin Kalitesi Ve Miktarı
Fonksiyonel kuvvetleri kontrol etmek, implantların hemen yüklenmesinde başarıyı elde etmenin önemli bir unsurudur. Sagara ve ark. , 2 aşamalı yüklenmeyen implantlar ile yüklenen implantlar karşılaştırıldığında, yüklenen implantlarda daha fazla kret kemiği kaybı bulmuştur. Cerrahi sırasında travma görmüş olan ve implantı çevreleyen kemiğin iyileşme sürecinde, erken oklüzal yüklemenin rezorbsiyona 1 neden olmuş olabileceğini öne sürmüşlerdir .
Fonksiyon sırasında gelen vertikal kuvvetler, implant stabilitesine oblik veya horizontal kuvvetlerden daha az zarar vericidir. Dolayısıyla bruksizm / aşırı oklüzal yük, daha yüksek baÅŸarısızlık oranlarına baÄŸlı olarak hemen yükleme için olası bir kontrendikasyon olarak düşünülmüştür . Buna karşın, Ganeles ve ark. , hemen yüklenmiÅŸ 161 implanttan sadece l’inin bruksizme baÄŸlı olarak baÅŸarısız olduÄŸunu bildirmiÅŸlerdir. Parafonksiyonel alışkanlıkları, implantların I hemen yüklenmesi ile iliÅŸkilendirecek yeterlilikte bilimsel bilgi yoktur. Columina , hemen yüklenmiÅŸ implantlarda % 97 baÅŸarı oranı bildirmiÅŸ; baÅŸarısızlık oklüzal patoloji ve oral ‘ mukoza gerilimine baÄŸlanmıştır. BaÅŸarı elde etmek için oklüzal yükün kontrolünün de kaçınılmaz olduÄŸu ileri sürülmüştür. Oklüzyon ile ilgili faktörlerin etkisini anlamak için I bu alanda baÅŸka çalışmalar gerekmektedir. Ancak, hemen yükleme olguları planlanırken parafonksiyonel alışkanlığı olan bireyler program dışı tutulmalı ya da en azından potansiyel riskler hakkında iyi bilgilendirilmelidir.
Protetik Dizayn
Normal yükleme, implantların etrafındaki kemiğin devamlılığı için zararlı olarak görülmez. Oklüzal kuvvetler normalden daha fazla veya daha sık olduğunda, ya da uygun olmayan protez tasarımı ve okluzyonun mevcut olduğu durumlarda, implantlara ve çevre kemiğe aşırı yük gelmesi söz konusu olabilir. Bir çalışmada kemik kaybının implantın aşırı yüklenmesi ile ilişkilendirilebileceği belirtilmiştir . Aşırı yükleme, oklüzal kuvvetlerin implant destekli bir protez üzerinde marjinal kemik kaybı veya implant yorgunluğuna yol açacak şekilde implant kesitinde bükülme momenti oluşturduğu durum olarak tanımlanır .
Tekrarlanan gerilimler, kemiği zayıflatan mikroskobik yorgunluğa sebep olur. Normalde, yeniden şekillenme ile zarar görmüş kemiğin yerini yeni kemik alır. Quirynen ve ark., bir implantın etrafındaki kemik rezorbsiyonuna aşırı yüklemenin neden olabileceğini klinik ve deneysel olarak göstermişlerdir. Bu durum, implant üzerinde bükülme momenti oluşumuna yol açabilir. Kemik-implant ara yüzünün yük kaldırma kapasitesini aşan aşın yük birikimi, kemikte mikro-fraktürlere sebep olabilir. Bu mikro-fraktürler, mikro-hasarların tamir edilebileceğinden daha hızlı da gelişebilir.
Çapraz ark implant splintlemesi yapıldığında primer stabilite daha kolay elde edildiği düşünüldüğünden hemen yüklemede bu protetik yaklaşım tavsiye edilir . Glantz ve ark., en uygun yükleme koşullarının rijit sabit protezlerle olduğunu göstermişlerdir. Tamow ve ark., hemen yüklenen implantlarda yüksek başarı oranı ve ideal stabilite temin etmek için döküm metalden iskelet destekli geçici bir restorasyon kullanmıştır. Araştırmacılar, ayrıca, iyileşme sürecinde herhangi bir gereksiz hareketten kaçınmak için geçici protezin bir kere yerleştirildikten sonra yerinden oynatılmaması gerektiğini savunmuşlardır.
Pek çok araştırmacı, herhangi bir hareketi veya implantlar üzerinde aksiyal olmayan bir kuvveti azaltabileceği düşüncesiyle interforaminal bölgede 2-4 implant üzerine rijit bağlantılı U-şekilli bir bar kullanımı öne sürmüşlerdir. Ganeles ve ark., hemen yüklenen 161 implantı, laboratuarda veya klinikte yapılmış vida tutuculu veya simante protez tasarımları ile restore etmiş ve bu dizaynlar arasında hiçbir fark bulamamışlardır. Implantlar için bir yükleme protokolü göz önüne alındığında, parafonksiyonel alışkanlıklar ve oklüzal desteğin kalan dişler tarafından karşılanması da gerekmektedir.
Kaynak: İmplanTR Dergisi