• Dentine Bağlanma

    Dentine bağlanmanın daha karmaşık ve zor olduğu ispat edilmiştir. Ancak bir mikromekanik bağlanma elde edilebilir ise dentine kalıcı bir bağlanmanın mümkün olabileceği anlaşıldıktan sonra, dişhekimlerine güvenilir materyal ve teknikler sunulmaya başlanmıştır. Tedavi felsefesindeki iki önemli yaklaşımda değişim meydana gelmiştir.

    1. Dentin, asit ile pürüzlendirilmelidir, ki bu pulpaya zarar vermez.
    2. Nemli ortamına rağmen asitle pürüzlendirilmiş dentin yüzeyi içerisine penetre olabilen hidrofilik rezinler kullanılmalıdır. Dentine, yaklaşık 30 Mpa’lık bir güç sergileyen uygun bir mikromekanik bağlanma elde etmek için, aşağıdaki temel adımlar izlenmelidir.
    1. Yüzeyi birkaç mikronluk derinlikte dekalsifiye etmek için dentin yüzeyi asitle pürüzlendirilir. Bu şekilde kollajen lifler açığa çıkar ve adeziv sistemin bileşenleri olarak kullanılmaya hazır hale gelir. Bu safhada dentini fazla kurutmamak gerekir, çünkü kollajen lifler çökerek birbirlerine yapışıp, adeziv sistemin herhangi bir bileşeninin düzgün biçimde penetre olmasını engelleyebilir. Diğer taraftan, eğer dentin çok ıslak bırakılırsa, bu sefer de “aşırı ıslaklık” olgusu meydana gelir. Bu durumda adeziv sistem bileşenleri olan monomerlerin aşırı derecede ıslanması neticesinde yeterli derecede penetrasyonları engellenmiş olur. Tercih edilecek asit fosforik asittir ve 15 saniyeden daha uzun süre uygulanmamalıdır. Eğer dentin uzun süre asitle pürüzlendirilirse, asidin etkisi daha derin bölgelere ilerler ve sonuçta monomerler çözündürülen derin bölgelere tam olarak penetre olmayabilir, ki bu da zayıf bir bağlanmaya ve muhtemel nano-sızıntı (hibrit tabakası içerisindeki mikro sızıntı) oluşumuna yol açar. Sklerotik dentin için uygulanması gereken asitle pürüzlendirme süresi 30 sn. olmalıdır.
    2. Asitle pürüzlendirilmiş dentin yüzeyine primer uygulanmalıdır, yani hidrofilik veya amfifilik monomerler penetre ettirilmelidir. Bu monomerler sadece nemli kollajen ağı içerisine penetre olabilirler. Bu penetrasyon, monomerin aşırı hidrofilik karakteri (ör: HEMA) sayesinde mümkün hale gelmektedir ve/veya aseton veya alkol gibi hidrofilik çözücüler ile desteklenmektedir. Penetrasyon işlemi zaman ister, dolayısıyla ürün talimatlarında üretici tarafından belirtilen uygulama sürelerini dikkatle takip etmek çok önemlidir. Genellikle, primer uygulandıktan sonra fazla çözücünün buharlaştırılması için yüzey hava spreyi ile kurutulmalıdır.
    3. Primer uygulanmış dentin yüzeyi, genellikle daha hidrofobik olan ve restorasyon veya simantasyon kompozitindeki rezin ile uyumlu olması gereken bonding ajanını artık kabul etmeye hazırdır. Bu aşamada rezin ile infiltre olmuş dentin çok hassastır. Dolayısıyla restorasyonu uygulamadan önce bu tabakayı polimerize etmek zorunludur. Eğer bu yapılmazsa, üstteki kompozitin polimerizasyon büzülmesi, hibrit tabakayı doğrudan bozacaktır.
    Adeziv sistemlerin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla, üreticiler bazı aşamaları bir araya getirmeye çalışmışlardır. Bu durum ise, uygulama açısından büyük farklılıklar gösteren çeşitli adeziv sınıflarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Mine ve dentinin koşullandırması işlemi olan “total-etch tekniği” ve kendinden asitle pürüzlendirme özelliğine sahip “self-etching bonding” sistemlerinin kullanımı ile ilgili iki faklı yaklaşım mevcuttur. İlk grup içerisinde, mine ve dentinin aynı anda asit ile pürüzlen-dirilmesinden sonra primer ve adeziv ajanların ayrı ayrı uygulandığı Optibond FL (Kerr) ve Scocthbond MP (3M Espe) gibi ürünler yeral-maktadır. Bu ürün grubu “çoklu aşamalı adeziv sistemler” adını da almaktadır. Uygulamayı basitleştirmek için, tek şişeli adezivlerden oluşan bir grup total-etch tekniği ile birlikte sunulmuştur. Bu grup aynı zamanda “asit ve prime-bond” şeklinde de tarif edilmektedir. Üreticiler bu ürünler ile (ör: One Coat (Coltene), Optibond Solo Plus (Kerr), Prime & Bond NT (Dentsply), Scotchbond Single Bond (3M Espe) ve Excite (Vivadent)) bir primer-adeziv ajan, örneğin hidrofilik ve hidrofobik monomerlerin bir karışımını kullanmaktadır. Bu karışım ile ilgili sorun bir primerin fonksiyonunu (bonding sistemin asitle pürüzlendirilmiş dentin içerisine penetrasyonunu sağlamak) adeziv ajanın fonksiyonu (kavite yüzeyini kompozit rezinin mükemmel biçimde adapte olabilmesi için uygun hale getirmek) ile bir araya getirebilmektedir.

    Bunlara ek olarak gittikçe büyüyen diğer bir grup da kendinden asitle pürüzlendirme özelliğine sahip “self-etching bondingler”dir. Buradaki temel düşünce, mine ve dentini koşullandırmaya yetecek kadar asidik özellikte olan bu primerlerin koşullandırma işlemi sırasında demineralize yüzey içerisine penetre olabileceğidir. Dolayısıyla, asidin durulanması sözkonusu olmadığından aşırı düzeyde kurutulmuş veya ıslakden-tin ile ilgili problemler çözülmüş olacaktır. Ne var ki, bu ürünler ile mineye bağlanmanın güvenilirliği üzerinde bazı tereddütler mevcuttur. Bu sistemlerin asiditesi daha önce sözü edilen asitle pürüzlenme yüzeylerinin elde edilmesinde yetersiz olsa, kesilmiş mineye olan bağlanma gücü fosforik asit ile pürüzlendirilmiş mine yüzeylerinden istatistiksel olarak farklı değildir. Ne var ki, kendinden asitli adezivler kullanılarak elde edilen kesilmemiş mineye olan bağlanma gücü, asit ile pürüzlendirme sonrasındaki uygulamalardan belirgin olarak daha düşüktür.

    Self-etching bondingler içerisinde bir diğer ürün grubu, kendinden asitle pürüzlendirme özelliğine sahip primer ile adezivin ayrı ayrı uygulandığı “asit-prime ve bond” olarak tarif edilebilir (ör: AquaPrime & MonoBond (Merz), Clear-fil Liner Bond 2V (Kuraray) ve Clearfil SE Bond (Kuraray). Diğer bir grup olarak etch-prime-bond grubu ise, kendinden asitle pürüzlendirme özelliğine sahip adezivler olarak adlandırılabilir ve adezi-lerin uygulanmasının basitleştirilmesi ile ilgili olarak varılabilecek en son noktadır. Bu grup da kendi içerisinde iki alt gruba ayrılabilir. Kullanılması gereken yüksek asit oranı nedeniyle adeziv rezinlerin raf ömrü kısalır. Dolayısıyla, bir alt gruptaki bileşenler ayrı kaplarda saklanmalıdır. Ayrı kaplarda bulunan solüsyonlar dişhekimi tarafından kullanımdan hemen önce karıştırılarak dişe uygulanırlar, (ör: Etch & Prime 3.0 (Degus-sa), Futurabond (Voco), Prompt L-Pop (3M Es-pe), One Up Bond F (Tokuyama) ve Xeno III (Dentsply)). Bazı üreticiler, bu karıştırma işlemini kolaylaştırmak için pratik paketleme sistemleri geliştirmişlerdir. (ör: Prompt L-Pop). Uygulama şekilleri son derece basit olmakla beraber klinik beklentileri henüz tam olarak karşılayabilmiş değildirler. Kendinden asitle pürüzlendirmeli bu adezivlerin diğer alt grubunda, şişeden direkt olarak uygulanabilen ileri monomer sistemleri kullanılmıştır (ör: AQ Bond (Sun medical) ve İBond (Heraeus Kulzer)). Böylece raf ömrü sorunu karıştırılması gerekmeyen monomer sistemlerin kullanımı ile çözümlenmiş olur.

    Daha önce de belirtildiği gibi, kompozitin po-limerizasyon büzülmesinden dolayı ara yüzde oluşabilecek ayrılmayı engellemek için, rezin uygulanmış dentin tabakaları, kompozit uygulanmadan önce polimerizasyon yoluyla stabilize edilmelidirler. Hassas uyumlu venerler, inleyler ve kuronlar için uygulanacak bu yöntem sorun teşkil edebilir. Çünkü bonding ajanın polimerize edilmesi sonucunda, seramik parçanın kavite içerisine hassas bir biçimde yerleştirilmesi bir tabaka oluşturan bonding tarafından engellenebilir. Bu durumu ortadan kaldırmanın iki yolu vardır.

    1. Kavite preparasyonundan hemen sonra dentin örtülür ve ölçüden önce rezin kalmadığından emin olmak için mine bitiş çizgisi yeniden temizlenir. Bir sonraki randevuda, vener/inley/kuron adeziv bir teknik ile simante edilmeden önce kavite dikkatli bir biçimde pomza ile temizlenir.
    2. Dentin, vener/inley/kuronun yerleştirilmesinden önce polimerize edilse bile restorasyonu etkilemeyen, çok düşük viskoziteli bir adeziv kullanılmalıdır. Clotten, Blunck ve Roulet51, böyle birteknik ile seramik inleylerde in vitro olarak mükemmel bir kenar uyumu elde edilebilmesinin mümkün olduğunu göstermişlerdir.

    Kaynak: Porselen Laminate Venerler Bilim ve Sanatı – Galip Gürel

    Yorum yaz →

Bir yorum yaz

iptal et
Ağız ve Diş Sağlığı