• Diş Beyazlatma

    Beyazlatma, dişlerin yüzeyindeki gözenekli mine yapısında oluşan renkli organik ve inorganik maddelerin diş beyazlatma jelleri ile çözünmesi işlemidir.

    Beyazlatma işlemi, gözenekli mineden dişin içine girmiş ve fırçalama ile çıkarılamayan renklenmeler için uygulanır. Dişlerin oluşumları esnasında meydana gelen yapısal bozukluklar ve bazı antibiyotik gruplarını uzun süre kullananlara da uygulanır. Bleaching işlemi bu tip vakaların büyük bir kısmında çok başarılı olur.
    Ayrıca, diş yüzeyine bazı gıdalardan, sigara, çay, kahve gibi boyayıcı ajanlardan yapışan renklenmelerde de diş beyazlatma uygulanır. Diş temizliği yaptırdığınız halde dişlerinizin renginden memnun değilseniz yine diş beyazlatma yapılır.
    Farklı renklenmeler farklı tedaviler gerektirir. Bu nedenle ne tip bir uygulama yapılması gerektiğine diş hekiminiz karar verecektir.

    Neden Beyaz Dişler?
    Beyaz dişler, güzel ve temiz bir giyim, saç bakımı veya doğal bir makyajla eşdeğer oranda sağlıklı , temiz ve bakımlı kişiliğin simgesidir!

    Zaman geçtikçe dişleriniz belli derecelerde sararmaya başlar. Birçoğumuzun sıkça tükettiği çay, kahve, sigara ve benzeri şeyler zaman geçtikçe dişlerinizin sararmasına ve renk değiştirmesine neden olan faktörlerden sadece birkaçıdır. İçtiğiniz sigara, çay, kahve, kırmızı şarap gibi sararmalara neden olan şeylerin miktarına göre dişlerinizin görünüşünde istemediğiniz değişikler olur.

    Diş beyazlatma için çok değişik ürünler mevcuttur. Piyasada satılan ve bilinçsizce kullanılan bir çok ürünün bilimsel olarak kanıtlanmış beyazlatma etkinliği, yan etkileri ve kalıcılığı tartışmalıdır. Bizim önerimiz, güvenli ve kalıcı bir beyazlatma işlemini deneyimli diş doktorlarına yaptırmanızdır.

    Evde Diş Beyazlatma
    Yöntem ilk olarak 1989 yılında Haywood ve Hetmann tarafından uygulanmıştır. Ev beyazlatması, matris beyazlatması yada evde uygulanan beyazlatma isimleri ile de tanımlanmaktadır. Terminolojiden de anlaşılacağı gibi uygulaması çok kolay, güvenli ve etkin bir beyazlatma yöntemidir.

    Yöntem vakumla şekillendirilmiş ağız içi aygıta yerleştirilen beyazlatma maddesinin gün boyunca uygulanması esasına dayanır. Yöntemde hidrojen peroksit karbamid, karbamid üre, üre peroksit, perhidrol ure de denilen 10-15-20% karbamid perroksit
    kullanılır. Karbamid peroksit ağız sıvılarında, oksidasyon sonucu su, üre ve oksijene indirgenir, yani ağız ortamında zararlı herhangi bir bileşik oluşturmadığı için oldukça güvenlidir. Karbamid peroksit ağız içinde önce hidrojen peroksite indirgenir, bundan sonra aynı hidrojen peroksit kimyasında olduğu gibi etkisini gösterir. 10% luk karbamid peroksit 3.6% lık H2O2 e eşdeğerdir. Bu oran “In office bleaching technique”telinden çok düşüktür, bu nedenle yöntemin uygulama süresi uzundur.

    Optimum sürenin 2 ile 6 hafta arasında değiştiği belirtilmiştir. Bu süre günde 7 saat uygulama için düşünülmüştür. Beyazlatma süresinin kısaltılması günlük kullanım süresinin uzatılmasına bağlıdır. Yine kullanılacak jelin konsantrasyonuna ve üretici firmanın/diş hekiminizin önerilerine göre bu sure değişebilmektedir.

    Endikasyonları

    1. Sarı, oranj ve açık kahverengi renkleşmeler.
    2. Kahverengi fluoroz renkleşmeleri.
    3. Mine opasiteleri. Aslında mine opasitesine etki etmemesine rağmen, minenin diğer bölümleri beyazladığı için opasite daha az dikkat çekici hale gelir.
    4. Ön dişlerin mültiple renkleşmeleri.
    5. Travma geçirmiş canlı dişlerdeki renkleşmeler.

    Klinikte Diş Beyazlatma
    Yöntem 35% hidrojen peroksitin ısı yada ışık ile aktive edilmesi esasına dayanır. Yöntemde kullanılan malzemeler şunlardır: beyazlatma çözeltisi (30-35% H2O2), ısı kaynağı, koruyucu gözlük, gazlı bez, lastik örtü, yumuşak dokuları korumak için gliserin bazlı alkali madde, fosforik asit, gazlı bez, sodyun hipoklorit.
    Klinik uygulama

    1. Aşama: Diş yüzeylerindeki dış renkleşmeler ve varsa diş taşları periodontal yöntemlerle temizlenir.
    2. Aşama: Başlangıç fotografı alınır. Renk skalası ile başlangıç rengi belirlenir.
    3. Aşama: Çevre yumuşak dokular gliserin ya da vazelin içeren bir pat ile ısı ve hidrojen peroksitin zararlı etkilerinden korunmak amacı ile örtülür.
    4. Aşama: Lastik örtü takılır. Lastik örtü ara yüzlerde mumlu diş ipi yada plastik bir iplikle sabitlenmesi gereklidir. Zira mumsuz diş ipi kullanımı hidrojen peroksitin emilimine neden olur.
    5. Aşama: Diş yüzeyleri cilalanır ve lastik örtüden çıkan artık koruyucu krem uzaklaştırılır.
    6. Aşama. Mine yüzeyleri hidrojen peroksitin penetrasyonunu kolaylaştırmak amacı ile 7 saniye 35% fosforik asit ile dağlanır, yıkanır ve kurutulur. (Bu aşama kullanılacak sisteme göre değişiklik göstermektedir, her sistemde kullanılmayabilir).
    7. Aşama: Dudakların ısıdan etkilenmesini önlemek için nemli bir gazlı bez lastik örtünün altına, dudakların üzerine yerleştirilir. Hastaya koruyucu gözlük takılır.
    8. Aşama: Tek katlı bir gazlı bez beyazlatılacak diş arkı üzerine yerleştirilir ve 35% hidrojen peroksit ile ıslatılır. Aktivasyon ışık ile yapılacaksa bu işlem için özel olarak hazırlanmış karışım kullanılmalıdır.
    9. Aşama: Isı kaynağı beyazlatılacak dişlerden 30 cm. uzağa yerleştirilir. Aletin reostası 115oF a ayarlanır. Hastada oluşan hassasiyet niform edilerek ısı 140oF e kadar yükseltilir. Bu şekilde 20-30 dakika süreyle hidrojen peroksitin aktivasyonu sağlanır. Isı aktivasyonu sırasında hidrojen peroksit buharlaşacağı için, gazlı bez gerektiğinde yeniden hidrojen peroksit ile nemlendirilmelidir.
    10. Aşama: Gazlı bez kaldırılır, artık beyazlatma maddesi 5.25% lik nifor hipoklorit ile tamponlanır. Eğer renkleşme niform değilse, yalnızca daha koyu renkleşme olan bölgelere hidrojen peroksit uygulanarak ısı aktivasyonuna 5 dakika daha devam edilir.

    Bu şekilde yapılan beyazlatmanın başarısı, renkleşmenin sebebine ve ağırlığına bağlıdır. Yaşlanma ile olan renkleşmelerde, fluoroz renkleşmesinde çoğunlukla 1 seans yeterli olmaktadır. Tetrasikline bağlı renkleşmelerde ise 3 hatta 4 seans gerekli olabilir.
    Diş Beyazlatmanın Kimyası
    Diş beyazlatmasında hidrojen peroksit kullanımı sanıldığı gibi yeni bir yöntem değildir. İlk olarak 1884 yılında Harlan hidrojen dioksit olarak tanımladığı maddeyi diş beyazlatmasında kullanmıştır. Hidrojen dioksit bugün kullandığımız hidrojen peroksittir.

    Hidrojen peroksitin agartıcı etkisini gösterebilmesi için önce mine ve dentinin içine alınması, burada oksidasyon reaksiyonu oluşturaması ve renkleşmeye neden olan molekülleri serbestlemesi gerekmektedir. Hidrojen peroksitin mine ve dentine penetrasyonunu ve oksidasyon sürecini hızlandırmak amacıyla 1918 yılında Abbot ilk olarak bugünde kullanılan ışık kaynağını geliştirmiştir.

    Hidrojen peroksit kimyası
    Beyazlatma süreci oldukça karmaşık olmakla birlikte süreçteki en önemli aşama oksidasyon reaksiyonudur. Oksidasyon organik maddenin CO2 ve suya dönüşmesidir. Oksidasyon reaksiyonuna en basit örnek odunun yanmasıdır. Beyazlatma oksidasyonu ile yanma oksidasyonu arasındaki en büyük fark reaksiyon hızı ve oluşan ürünlerdedir.

    Yanma oksidasyonunda madde hızla CO2 ve suya dönüşür ve ısı açığa çıkar. Beyazlatma oksidasyonunda ise madde orijinal renginden daha açık renkli ürünlere yavaşça dönüşür. Metallerin korozyonu yavaş oksidasyona iyi bir örnektir.

    Beyazlatma sürecinde redox reksiyonu olarak adlandırılan oksido redüksiyon reaksiyonuda meydana gelir. Bir redox reaksiyonunda oksidasyon maddesinin (H2O2) eşlenmemiş elektronları olan serbest kökleri vardır ve elektronlarını vererek indirgenir. İndirgenme maddesi ise (Mine) elektronları alarak okside olur.

    H2O2 Bir oksidasyon maddesidir, HO2. + O2. gibi çok aktif kökler oluşturabilir. Saf sulu ortamda zayıf asittir. Daha aktif olan HO2. oluşumunu arttırmak amacı ile normalde zayıf asit olan hidrojen peroksitin alkali olması gerekmektedir. Bunun için ideal pH 9.8-10.5 olmalıdır. Böylece daha fazla miktarda H02 açığa çıkacak ve çok daha hızlı beyazlatma sağlanabilecektir.

    Dental Beyazlatma Mekanizması
    Dental beyazlatmada önce hidrojen peroksit mine ve dentin organik matrisine diffüze olur. Serbest köklerin elektronları eşlenmemiş olduğu için elektrofiliktirler ve sabit değillerdir. Bu kökler sabit hale geçmek için organik moleküllerin doymamış karbon çift bağlarına etki ederek elektron konjügasyonunda kesilmeye neden olurlar.

    Mine organik moleküllerinin absorbsiyon enerjisi degişir. Bu moleküller daha açık renktedir. Böylece minede başlangıç beyazlaması elde edilmiş olur. Başlangıç beyazlamasından sonra, pigment içeren karbon zincirleri aralanır ve daha açık renkli zincirler oluşur. Genellikle sarı pigmentli olan karbon çift bağları, renksiz olan alkol gibi hidroksi gruplarına değişir.

    Beyazlatma ilerledikçe sadece hidrofilik renksiz yapıların kaldığı bir noktaya gelinir. Bu minenin doygunluk noktasıdır. Beyazlama bundan sonra yavaşlar ve işleme devam edilirse proteinlerin ve karbon içeren diğer maddelerin karbon iskeletini yıkmaya başlar. Mine kaybı başlar ve geri kalan madde CO2 ve suya dönüşür. Bu nedenle diş hekimi doygunluk noktasını çok iyi hesaplamalıdır.

    Kaynak: http://www.sakaryahastanesi.com.tr

    Yorum yaz →

Bir yorum yaz

iptal et
Ağız ve Diş Sağlığı