• Diş Fonksiyon

    Aşınmamış uzun ömürlü diş dizilerinin gözlemlenmesi, iskeletsel ve dental morfoloji ile fonksiyon arasında uyumlu ilişkiler ortaya koymuştur. Anormal fonksiyonun esas olarak anormal diş rehberliği nedeniyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Anormal diş rehberliği ise anormal oklüzal temas ilişkilerinden kaynaklanmaktadır. Her beş hastadan birinin uygun bir standart içerisinde yer almayan bir insizal hareket yoluna sahip olduğunu bilmekteyiz. Ancak klinik gözlemlerimize göre, geriye kalan gruptaki anterior hareket yolunda uygun standartlara sahip olan hastalardan pek azı aşınmaların mevcut olmadığı bir oklüzal düzen sergilemektedir veya yıllar içerisinde sergileyecektir.
    Dolayısıyla bu gözlemlerden varılabilecek sonuç, anterior hareket yollarındaki uygun standartların dahi anormal oklüzal rehberlikler sergileyebileceğidir. Bu anormal rehberlik elemanları son dönemde yürütülen bir çalışmada rehberliğin olmaması, zayıf rehberlik, aşırı rehberlik, anormal rehberlik ve çatışma olarak sınıflandırılmıştır.
    Diş kapanma düzenlerinin gelişiminde çatışmaların mevcut olması, disfonksiyonun temel etkeni olarak tanımlanmıştır. Bunun bruksizmin temelinde yattığı bile varsayılmıştır. İki temel çatışma tipi vardır:
    sentrik ilişki: anterior kayma, lateral kayma, protrüziv-retrüziv.
    lateral sınır: çalışmayan ve çalışan taraf. Bruksizmin tedavisinde sentrik çatışmaların ortadan kaldırılması düşüncesi her zaman fikir ayrılıklarına yolaçmıştır. 1928’de, Tischter “tetik temaslarının” ortadan kaldırılması için oklüzal düzenleme yapılmasını önermiştir. Çok sayıda araştırmacı da bruksizmin tedavisinde bu çatışmaların ortadan kaldırılmasının önemine dikkat çekmiş, diğerleri ise çatışmalar ile bruksizm arasında herhangi bir ilişkiyi reddetmişlerdir. Ne var ki, görünüşe göre klinik açıdan deneyimli dişhekimleri elde ettikleri başarılı sonuçlar nedeniyle restoratif işlemlerden önce oklüzal düzeltmelere geçmekten çekinmemektedirler. Davvson (1998) şöyle yazmıştır: “Benim deneyimlerime göre, posterior dişler üzerinde sentrik ilişki ve hareketler sırasındaki tüm oklüzal çatışmalar giderildiğinde anterior aşınmaya yol açan parafonksiyonel hareketler ortadan kaldırılmış veya klinik açıdan önemsiz bir düzeye gerilemiş hale gelmektedir.” Bu iddia restoratif diş-hekimine sadece restoratif işlemlerden önce değil, daha önce mevcut olan veya yeni restorasyonlar ile ortaya çıkabilecek çatışmaları ortadan kaldırmak amacı ile adeziv porselen restorasyonların simantasyonundan sonra da oklüzal kontrolleri yerine getirmeleri için en iyi nedeni ortaya çıkarmaktadır.
    Simantasyon sonrası kontrol gereksinimi, kırılma riski nedeniyle oklüzal değişkenlerin adeziv porselen restorasyonların yapıştırılmasından önce kontrol edilmesinin çok zor olmasından kaynaklanmaktadır. Sentrik oklüzyondaki interoklüzal aşırı temaslardan farklı olarak, sentrik çatışmalar (lateral veya anterior) posterior adeziv porselen restorasyonlar üzerinde bulunabilirken, protrüzivretrüziv çatışmalar sistematik olarak anterior adeziv porselen restorasyonlar üzerinde, özellikle de palatal uzantısı olan planlamalarda mevcuttur.
    Ne var ki, klinik gözlemler Davvson’un iddiasına karşılık olarak hem sentrik çatışmalar giderildiğinde, hem de anterior rehberlik açısı arttırıldığında parafonksiyonel alışkanlıkların klinik açıdan önem teşkil etmedikleri bir düzeye gerilediğini göstermektedir.
    Mandibuler hareket alanı içerisinde yer alabilecek posterior eksentrik çatışmaların oluşması ancak anterior rehberlik açısının yükseltilmesi ile engellenebilir. Kas ve ligamentlerde gevşemenin artmasına neden olan bu çatışmalar klinik olarak gözlemlenemezler. Posterior eksentrik çatışmalar parafonksiyonel hareketlerin başlamasına da neden olabilirler. Eksentrik okluzyonda hafif ancak yeterli miktarda posterior açıklık gösteren okluzyona sahip dişler, özellikle de diş dizisinde düzensizlikler mevcutsa, dikkatle incelenmelidirler. Bu tür klinik görüntüler beklenmeyen eksentrik temaslar karşısında oluşan posterior koruyucu yüzeylerin ileride anterior segmentte de oluşabilecek erozyon ihtimalini akla getirmelidirler.
    Mandibulanın posterior bir engel karşısında rotasyon yapması sonucunda maksiller kesici dişlere doğru kaydığı ve kasların da bu harekete iştirak ettikleri klinik testler ile açıkça belirlenmiştir. Parafonksiyonel koruma düzlemlerinin mandibulayı sadece maksiller kesicilere doğru kaydırmakla kalmayıp, maksillanın sınırlarının dışına da çıkarabileceği, yani ters-üst konuma getirebileceği de gösterilmiştir. Bu kontrollü ileri geri hareket, bir süre sonra karşıt anterior dişleri aşındıracak ve bunun sonucunda morfolojik yıkıma uğramış anterior dişler posterior temaslara izin verecek ve posterior aşınma başlayacaktır.
    Sonuç olarak, dişin fasiyal yüzeyini kaplayan ve hafif bir palatal uzantı içeren vener tasarımları, aşınmaya bağlı okluzal faset içeren vakaların dışındaki durumlarda kullanılmalıdırlar. Okluzal yüzeylerde aşınmanın varlığı (basit bir kopma ya da lokal veya genel bir anterior aşınma da olabilir), vener planlamasının modifiye edilmesini gerektirir. Adeziv porselen restorasyonun sınırları palatinale doğru uzatılabileceği gibi anterior rehberlik eğimi arttırılarak hafif palatal uzantılı adeziv porselen restorasyonda kullanılabilir.

    Kaynak: Porselen Laminate Venerler Bilim ve Sanatı – Galip Gürel

    Yorum yaz →

Bir yorum yaz

iptal et
Ağız ve Diş Sağlığı