|
Türkiye nüfusunun yüzde 40'ı dişlerini arada bir,
yüzde 26'sı günde 2-3 kez fırçalıyor. Bu verilere baktığımızda ağız
ve diş sağlığımızın son derece kötü bir boyutta olduğunu söylemek
mümkün.
Diş sağlığı ne zaman korunmaya başlanmalıdır?
Dişler, iki yaşından itibaren fırçalanmaya başlanmalıdır. Çoğu zaman
ebeveynler, çocuklarının süt dişlerine "nasıl olsa değişecek"
düşüncesi ile gereken özeni göstermezler. Halbuki, çocuğun düzgün
beslenmesini, konuşmanın düzgün gelişimini sağlaması, kapladıkları
alanı, kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumak gibi
çok önemli işlevleri nedeniyle süt dişlerine, kalıcı dişler kadar
özen gösterilmelidir. Gerektiğinde tedavi edilmediği için erken
gerçekleşen süt dişi kayıpları sonucunda ağızda bulunan dişler,
boşluğa kayar ve dişlerin süreceği yer kalmadığından kalıcı dişler
çapraşık olarak çıkar. Bu nedenle, diş bakımı, ilk dişlerin çıkması
ile birlikte başlamalıdır.
Süt dişleri kalıcı dişlere oranla neden daha çabuk çürür? Bunu
önlemek mümkün müdür?
Süt dişleri, normal dişlere oranla daha çok organik madde
içerdiğinden çürümeye daha yatkındırlar. Erken çürümesini önlemede
kullanılan topikal fluorid uygulaması ile dişlerin çiğneyici
yüzeylerinde bulunan olukların örtülmesi işlemleri büyük yarar
sağlamaktadır. Fluorid, diş macunlarının içinde ve bazı besin
maddelerinde bulunur. Çoğu zaman dişlerini fırçalamayı ihmal eden
çocuklara dışarıda fluorid desteği yapılmalıdır. Bu uygulama, 6 ayda
bir yapıldığı takdirde etkili olur. Diğer yöntem de çürüklerin
genellikle azı ve küçük azı dişlerinin çiğneyici yüzlerinde bulunan
ve fissür adı verilen oluklarda başlaması nedeniyle bu olukların
sealant adı verilen plastik yapılı kaplamalarla örtülmesidir.
Çoğu zaman 20 yaş dişlerinin ileri yaşlarda çıktığına tanık
oluyoruz. Bu normal bir durum mudur?
Hayır. 25 yaşına gelindiği halde ağızda yerini almayan 20 yaş
dişlerini "gömülü dişler" olarak tanımlıyoruz. Mutlaka müdahale
edilmesi gerekir. Aksi taktirde pek çok sağlık problemini
beraberinde getirir. İnsanoğlunun çene kemikleri giderek küçülüyor.
Buna karşın azı dişlerinin sayısında herhangi bir azalma söz konusu
değil. Bunun sonucu olarak da son olarak çıkan 20 yaş dişlerine çene
kemiklerinde yer kalmıyor. 15-25 yaşlar arasında ağızda yerini
alması beklenen 20 yaş dişlerinin gecikmesi durumunda problem
yaratması beklenmeden diş hekiminin de önerisi doğrultusunda
çekilmesi gerekir. Erken dönemde yapılan çekim, ikinci azı dişlerine
zarar vermek gibi ileride doğabilecek pek çok problemi önleyebilir.
Diş eti iltihabının belirtileri nelerdir? Önlemek mümkün müdür?
Dişleri saran dokuların iltihabı olarak tanımlayabileceğimiz dişeti
iltihabı, erken dönemde teşhis edildiğinde kolay ve başarılı bir
şekilde tedavi edilebilir. Aksi takdirde, diş eti iltihabı sadece
gözle görülen diş eti değil, kemik dokuyu da etkileyeceğinden,
sonuçta çürüksüz dişlerin sallanmasına ve çekilmesine neden olur.
Diş eti hastalıklarının önlenmesi veya tedavisi, doğal dişlerin
korunması, daha rahat çiğnemenin ve sindirimin sağlanması gibi
faydaları da beraberinde getirir. Diş plağı dediğimiz tabakanın
dişler üzerinde birikmesi sonucu ve bu tabaka içinde yaşayan
bakterilerin ürettiği zararlı maddelerin neden olduğu dişeti
iltihabı, diş eti hastalığının erken dönemidir. Diş etlerinde
kırmızılık ve şişlik, ağız kokusu, fırçalama esnasında kanama,
dişlerin sallanması, diş ve diş etleri arasında iltihabi akıntı ile
belirti veren diş eti iltihabı durumunda diş etleri dişten
kolaylıkla ayrılabilir, diş etlerinin çekilmesi ile diş kökü ortaya
çıkar. Diş eti iltihabının önlenmesinde en büyük görev kişinin
kendisine düşüyor. Diş fırçalama ve diş ipi kullanma gibi günlük
ağız bakımı işlemleri ile bakteriyel diş plağının uzaklaştırılması
gerekir. Diş hekimine düzenli aralıklarla gidilerek, diş fırçası,
diş ipi veya diğer temizlik araçları ile ulaşılamayan bölgelerin diş
hekimi tarafından değerlendirilmesi, mevcut diş plağı veya diş
taşının uzaklaştırılması açısından gereklidir.
Diş eti hastalıkları nasıl tedavi ediliyor?
Diş eti hastalığının erken döneminde tedavi, dişler üzerindeki plak
ve diş taşı gibi eklentilerin uzaklaştırılması ve düzgün bir diş
yüzeyinin sağlanmasını kapsar. Bu işlem diş etinde iltihaba neden
olan bakteri ve iritanların uzaklaştırılmasını sağlar. Bu tedavi diş
etinin büzülerek cebin azalması için yeterlidir. Diş eti
hastalıklarının erken döneminde vakaların çoğunda plağın
uzaklaştırılması diş taşı temizliği ve düzgün bir diş yüzeyinin
sağlanmasını takiben günlük etkin ağız bakımı başarılı bir tedavi
için yeterlidir. Daha ilerlemiş vakalarda ise cerrahi tedavi
gerekebilir. Bu tedavinin amacı dişleri çevreleyen derin periodontal
ceplerdeki diş taşlarını temizlemek cebin büzülerek eliminasyonunu
sağlamak ve daha kolay temizlenebilir bir diş eti formu
oluşturmaktır.
Diş taşı ile diş plağı aynı şey midir?
Hayır. Diş taşı (tartar) tükürük içinde bulunan kalsiyumun diş plağı
ile birleşip sertleşerek dişler üzerine yapışmasıdır. Tartar en sık
alt ön dişlerin arka yüzeyinde birikir ve ancak diş hekimi
tarafından temizlenebilir. Bu tabakanın oluşumu engellenemez, ancak
her gün düzenli ve yeterli bir şekilde diş fırçalama ile birikmesi
önlenir. Diş fırçasının ulaşamadığı bölgelerdeki plak ise diş ipi
ile temizlenir.
Diş taşı ile diş plağı aynı şey midir?
İnsan ömrü giderek uzuyor, ancak fizyolojisinde herhangi bir
değişiklik olmadığından dişler ömrün tamamlanmasına kadar sağlığını
maalesef koruyamıyor. Ancak, diş hekimliğinde meydana gelen
gelişmeler sayesinde bugün artık neredeyse, kişinin kendi dişi kadar
rahat kullanabileceği, estetik açıdan son derece güzel görünümlü
dişlere sahip olmak mümkün. Porselen kaplamalar, bu açıdan en çok
kullandığımız materyallerdir. Porselen kaplamaları, yeterince diş
desteğinin olmaması durumunda büyük bir dolguyu restore etmek
amacıyla, zayıf dişlerin kırılmasını önlemek için, kırık, şekli
bozuk veya renklenmiş dişleri kaplamak, diş eksiklikleri nedeni ile
ağızda görülen boşluklar, aralıklı, eğri, çarpıklık gibi dişlerin
konumlarındaki bozukluklar, diş etlerindeki estetik sorunlar,
çeneler arası uyumsuzluklar, kötü görünümlü eski metal dolgular,
kötü görünümlü kron köprüler, diş implantında üst yapı olarak
kullanıyoruz.
Ağız sağlığı konusunda en büyük sorunlardan biri de 'Ağız
kokusu'. Ağız kokusunun nedenleri nelerdir?
Kötü ağız kokusunun sebebi % 90 oranında ağız içi kaynaklıdır.
Ağızdan nefes alma, kullanılan bazı ilaçlara bağlı olarak tükürük
bezlerinde, tükürük sekresyonunun azalmasına bağlı olarak gelişen
ağız kuruluğu, dişlerdeki çürük ve iltihaplar, diş eti iltihapları
ve diş taşları, sigara ve tütün kullanımı, dişlerin fırçalanmaması,
yemek artıklarının birikimi, soğan, sarımsak gibi yiyeceklerin
yenilmesi, eskimiş ve deforme olmuş veya yeterince temizlenmeyen
hareketli protezler, hatalı yapılmış veya deforme olmuş olan sabit
protezler, dil üzerinde biriken bakteriler, kötü ağız kokusunun
önemli nedenlerindendir.
Ağız kokusu nasıl önlenebilir?
Her yemekten sonra doğru ve yeterli bir şekilde dişler fırçalanmalı,
diş araları diş ipi veya basınçlı suyla, ağız ve boğaz anti
mikrobiyal gargaralar ile temizlenmeli, dil fırçalanmalı, hareketli
protezler (takılıp, çıkarılabilen) her yemekten sonra fırçayla
temizlenmeli, sigara kullanılmamalı, 6 ayda bir düzenli olarak diş
hekimine kontrole gidilmeli.
İdeal bir ağız ve diş sağlığına sahip olmak için neler
yapmalıdır?
Yılda iki kez mutlaka diş hekimine gidilmelidir. Diş sağlığının en
büyük düşmanlarından olan sigara ve alkol, mümkün olduğunca
kullanılmamalıdır. Diş sağlığı açısından beslenme çocukluk çağında
çok önemlidir. Kalsiyum, fosfor ve flor minerallerinden zengin
beslenilmelidir. Diş ve diş eti sağlığı ve sağlamlığı için A, C ve D
vitamini eksikliği olmamalı, süt ve süt ürünleri ile taze
meyvelerden zengin gıda alınmalıdır. Havuç ve elmayı ısırarak yemek
faydalıdır. Her akşam yatmadan önce ve yemeklerden sonra dişler
tekniğine uygun bir biçimde mutlaka fırçalanmalıdır. Öğün aralarında
atıştırmalardan, şekerli yiyeceklerden, kola ve gazlı içeceklerden
kaçınmalıdır. Diş araları diş ipi dışında herhangi bir şey ile
karıştırılmamalıdır. Fındık, ceviz gibi sert yiyecekler dişle
kırılmamalıdır. Çok sıcak ya da çok soğuk yiyecek ve içeceklerden
kaçınılmalı. Çocukları, ağza kalem, parmak sokma, tırnak yeme,
parmak, dudak, yanak ısırma gibi hareketlerden uzak tutulmalı, 2
yaşından sonra yalancı meme, biberon kullandırılmamalıdır. |