 |
Dişeti Çekilmeler
Bastırarak diş fırçalama ve plak birikiminden kaynaklanan
periodontal enflamasyonun sebep olduğu kronik travma, yumuşak doku
çekilmelerinin meydana gelmesinin temel etkenidir. Bu iki temel
sebebin ötesinde, dişlerin uygun olmayan konumlanmaları, vestibül
alveol kemiği çıkıntısı, yüksek ve iyatrojenik faktörler
çekilmelerin etiyolojisinde belirgin olarak etkili olurlar. Bu
faktörlerin ortadan kaldırılması hem çekilmelerin önlenmesinde hem
de tedavi sonuçlarının uzun dönem başarısının korunmasında önem
taşır. Sullivan ve Atkins dişeti çekilmelerini dikey yönde sığı ve
derin, yatay yönde ise dar ve geniş olarak sınıflandırmışlardır. Bu
sınıflandırma, 1985 yılında Miller genişletilmiş bir sınıflama
geliştirinceye kadar kullanılmıştır. Bu |
|
sınıflandırmaya dayanarak, çekilmenin örtülme
miktarı cerrahi öncesinde tespit edilebilir. Tip I ve Tip II
vakalarda tam kök örtülmesi beklenir. Tip III vakalarda, bir
periodontal sondun çekilmenin iki tarafındaki dişlerin fasiyal orta
kısımlarındaki doku seviyesini birleştiren hayali çizgi üzerine
konulması suretiyle kök örtülmesi miktarı cerrahi öncesinde tahmin
edilebilir. Bu yöntem, klinik planlama için çok pratik ve önemlidir,
çünkü hekim ve hastanın, tedavinin sonucu ile ilgili gerçekçi
beklentiler içerisinde olmalarına olanak verir.
Dişsi çekilmelerden kaynaklanan estetik
bozuklukların yanı sıra, artmış kök hassasiyeti, hassasiyet ile
bağlantılı dişeti iltihabı ve / veya çürükler, açığa çıkmış kök
yüzeyleri ile ilgili temel sorunlardır. Kozmetik dişhekimliğinin
giderek daha fazla önem kazanması ve buna paralel olarak hastanın
beklentilerini karşılamak amacı ile gelişen periodontal cerrahi
teknikleri açığa çıkmış kök yüzeylerinin tedavisinde yeni
yöntemlerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu teknikler aşağıdaki
dört temel kategoriye ayrılmaktadır.
Saplı Hepler
Koronale35 ve laterale3^ kaydırılmış kesintisiz dişeti greftleri. Bu
teknik, 3 mm keratinize dokunun mevcut olduğu sığ çekilme alanlarını
(Miller class I) tedavi etmede kullanılır. Koronale kaydırılmış
fleplerin, Tarnovv33 tarafından "koronale kaydırılmış yarımay flep"
adı altında tanımlanmış olan bir modifikasyonu, tip I çekilmelerini
tedavi etmek için yüksek oranda başarı ve üstün renk uyumu
sağlamaktadır. Bu işlem, çekilmenin apikalindeki dişetinin
yüksekliği ve kalınlığı ile sınırlıdır. Laterale kaydırılmış saplı
flep (bazı klinisyenler tarafından "rotasyonel flep" olarak
adlandırılır) yıllar içerisinde bazı modifikasyonlara uğramıştır,
ancak temel prensip açığa çıkmış kök yüzeylerinin çekilmenin
lateralindeki dişeti dokusu ile örtülmesidir. Bu teknik iyi bir
kanlanma, mükemmel renk uyumu ve tekbircerrahi alan avantajları
sağlamaktadır. Diğer taraftan, çekilme bölgesinin lateralinde
yeterli boyutlarda dişeti bulunması gerekliliği, çoklu çekilme
sahalarının tedavi edilememesi ve derin bir vestibüle ihtiyaç
duyulması gibi sınırlamalar, bu uygulamanın kapsamını yeterli
miktarda komşu yapışık dişetinin mevcut olduğu tekli çekilme
bölgelerinin tedavisinden ibaret hale getirmiştir.
Serbest Otojen Yumuşak Doku Greftleri
Serbest dişeti ve subepitelyal bağ dokusu greftlerinin kök yüzeyi
örtülmesi için güvenilir ve başarılı yöntemler oldukları
bildirilmiştir. Dişler ve implantların etrafındaki yapışık dişeti
sahasını arttırmak ve açığa çıkmış kök yüzeylerini örtmek için
serbest dişeti greftleri kullanılmaktadır. Yüzeyde 1.5-2 mm
kalınlığında palatinal mukoza ile birlikte, serbest dişeti greftleri
alıcı bölgedeki dişetinden daha açık ve opak bir renkte
iyileşmektedir ve dişeti kalınlığını arttırmaktadır. Serbest dişeti
greftlerinin başarı oranlarının meta-analitik olarak incelenmesi
sonucunda, Tip I ve II çekilmelerde, kök yüzeylerinin ortalama %75
oranında örtülmesi ve %50 oranında da tam örtülme sıklığı ile
birlikte yüksek bir güvenilirlik düzeyi elde edilebilmiştir. Kök
örtülmesi cerrahilerinde subepitelyal bağ dokusu greftlerinden de
faydalanılmaktadır. Bu işlem, alıcı yatağından ve grefti örten
dişeti flebinden çift kanlanma kaynağı elde edilmesini
sağlamaktadır. Genellikle daha iyi renk uyumu elde edilir, ancak
iyileşmenin olgunlaşma aşaması uzun sürdüğünden estetik
beklentilerin karşılanması zaman almaktadır. Bu yaklaşımın ana
kontrendikasyonu, damaktan yeterli kalınlıkta verici materyalinin
elde edilememesidir. Tip I ve tip II çekilmelerde ortalama kök
yüzeyi örtülmesi oranları ve tam örtülme sıklıkları çok yüksek olup,
sırasıyla %91 ve %68 olarak bildirilmiştir.
Kombine Teknikler
Bunlar aynı aşamada veya ikinci bir cerrahi uygulaması ile birden
fazla tekniğin bir araya getirildiği uygulamalardır. Koronale
kaydırılan flep öncesinde uygulanan serbest dişeti grefti bu
yaklaşım için iyi bir örnektir. Ya koronale konumlandırılmış bir
flep ile birlikte aynı anda bir dişeti grefti yerleştirilir, ya da
dişeti greftinin yerleştirilmesini takiben ikinci bir cerrahi
işlemde tüm doku koronale kaydırılmıştır. Yaygın olan diğer bir
uygulama ise subepitelyai bağ dokusu grefti ve greftlenmiş doku
üzerine laterallerdeki iki pa-pillanın kaydırılması ile kök
yüzeyinin örtülmesidir. Klinisyenler özel vakaların
gereksinimlerinin karşılanabilmesine yönelik olarak birkaç
kombinasyon daha önermişlerdir, ancak hiçbirisi popüler hale gelip
yaygın olarak uygulanmamıştır.
Yönlendirilmiş Doku Rejenerasyonu
Teknik, yeni bir sement, yeni bağ doku ataşmanı ve yeni kemik
meydana gelmesine yol açması beklenen bir kan pıhtısının oluşmasına
izin verecek yeterli düzeyde bir hacmin sağlanması prensibine
dayanır. Açığa çıkmış kök yüzeylerinin örtülmesinde rezorbe olabilen
ve rezorbe olmayan membranlar ile varılan sonuçlar, subepitelyai bağ
doku greftleri ile kıyaslanabilir düzeydedir ve derin ve geniş (5
mm'den geniş) fasiyal çekilmelerin tedavilerinde kullanılabilirler.
Herhangi bir verici alana ihtiyaç duyulmaması, hastaların iyileşme
sırasındaki konforunu arttırır. Yeni dokunun rengi komşu alanlar ile
uyumlu olduğundan yüksek oranda estetik sonuçlar beklenebilir. En
önemli dezavantajı, tedavinin tek diş uygulamaları ile sınırlı
olmasıdır. Cerrahi tekniğin ilerlemesi ve yeni maddelerin
kullanılmaya başlamasına kadar bu tekniğin kullanımı verici doku
yetersizliği olguları ile sınırlı kalacaktır.
Açık İnterproksimal Boşluklar
Yok olmuş interdental papilin yeniden oluşturulması, periodontal
plastik cerrahinin en zor ve sonuçlarının en belirsiz olduğu
konularından birisidir. Maksiller anterior bölgede siyah bir üçgen
yaratmanın yanı sıra, kayıp interdental papilla gıda birikimi ve
fonetik sorunlara da yol açar. İnterdental papillanın mevcudiyeti ve
morfolojisi, daha önce belirtildiği gibi interproksimal temas
bölgesinin şekli ve boyutu ile, alveoler kemik kreti ve lateral diş
yüzeylerinin şekli ile çok sıkı ilişki içerisindedir. Dolayısıyla,
kayıp interproksimal dokuların yeniden yapılandırılması işlemi,
papillanın mevcudiyeti için gerekli ön koşulları karşılayabilen
tekniklerden oluşmalıdır. Cerrahi olmayan ve protetik yaklaşımlar
temas noktasını, lateral diş yüzey yapısını ve diş açılanmasını
değiştirerek kayıp interdental dokunun restore edilmesini
sağlayabilir. İnterproksimal boşlukların dişeti yumuşak doku ve
kemik içeriğini arttırmayı amaçlayan cerrahi yöntemler, anatomik
sınırlamalar ve kanlanma sorunu nedeniyle komplikedir. Vaka
raporlarında yeniden yapılandırma için birkaç cerrahi teknik
önerilmiştir, ancak bunlardan hiçbiri kayıp dokuyu restore etmek
için güvenilir ve yeterli gözükmemektedir. Yumuşak doku greftleri
ile sınırlı bir başarı elde edilmiştir. Gingival konturun alttaki
alveol kemik kretini takip ettiği ve kemik kretinden temas alanına
kadar olan mesafenin interdental yumuşak doku seviyesini
belirleyeceği akılda tutularak, papillanın yeniden oluşturulabilmesi
için interproksimal alveoler kemiğinin rejenerasyonu en uygun tedavi
yöntemi olarak gözükmektedir.
Kaynak: Porselen Laminate Venerler Bilim ve Sanatı - Galip
Gürel |