• Fonksiyon

    Fonksiyon, tam olarak dişlerin harekete geçtiği anda ortaya çıkar. Oklüzyonun bu dinamik kısmı mandibuler dişlerin sentriğe doğru kayıp uzaklaşmasını içermektedir. Fonksiyonel hareketlerin uzaysal gelişimi kondil yolu, karşıt diş morfolojisi ve diş konumu ile yönlendirilmektedir. Kayıt üzerinde, “mandibuler fonksiyon zarfı” adı verilen bir alanı sınırlandıran, karşıt diş morfolojisi ve konumu ile birlikte sonsuz bireysel varyasyonların bir sonucu olarak ortaya çıkan damlaya benzer bir görünümdeki üç boyutlu bir iz elde edilir. Bu durum, dişleri diş kapatma düzenlerindeki öncelikli faktörler yapar. Bu olgunun tabiatı hiçbir zaman bilimsel olarak tam biçimde izah edilememiş olsa bile, diş-kapatma düzenlerinin nöromüsküler kontrol altında olduğu kabul edilmektedir.

    Fonksiyon içerisinde yer alan değişkenlerin çoğunu biliyorsak, aşınmamış uzun ömürlü diş dizilerinin gözlenmesi bu değişkenleri en iyi biçimde bir araya getiren ağız mimarisi tipini açık biçimde ortaya koyar. Bu oklüzyonlar dikey ve yatay düzlemlerde; yani kesici dişler ve kaninlerin overbite ve overjet ilişkilerinde benzer değişkenler ile karakterizedir. Frontal çiğneme düzenleri, kaninler için yatay düzleme göre yaklaşık 70° lik bir açıya sahiptir ve eksentrik oklüzyonda posterior kısımda büyük bir açıklığın olduğu diş-dişe bir temas mevcuttur. Eksentrik oklüzyonlardaki bu diş-dişe temas, araştırmalara göre grup fonksiyonlu ve çift taraflı dengeli oklüzyon ile karşılaştırıldığında daha düşük bir kas aktivitesi yarattığından dolayı ideal olarak kabul edilebilir. Bu diş dizilerinde, morfolojik bütünlük kuraldır. Bu dişlere herhangi bir kısıtlama olmadan adeziv porselen restorasyonlar uygulanabilir, ancak çevresel morfolojik tasarım açısından fonksiyon formu takip eder. Böylece fonksiyonel bütünlük, diş kapatma düzenleri sırasındaki aynı andaki interoklüzal temaslar ile çatışmaların yokluğunun kontrolü ile elde edilecektir. Ne var ki, doğada ağız mimarisi idealleri kural değildir. Araştırmalar, belirli bir nüfus içerisinde open-bite, over-bite, class II ve class III oklüzyonları içeren maloklüzyonun görülme sıklığının yaklaşık %20 olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, her beş hastadan biri, onları ortodonti veya ortopedik cerrahi ile düzeltilme işlemini değerlendirmek zorunda bırakacak olan, normal standartları yansıtmayan bir insizal hareket düzenine sahiptir. Ayrıca, kalan %80 class I oklüzyonu içerisindeki çoğu oklüzal düzende, uzun ömürlü diş dizilerinde görülen anterior ilişki mevcut değildir. Fonksiyon sırasında posterior çatışmaları engellemek için gerekli olan düzeltici önlemleri zorunlu kılan overbite derinliği, overjet genişliği ile birlikte ilgili insizal ve kanin rehberliği gibi özelliklerdeki varyasyonlar sınırsızdır.

    Sonuç olarak, restoratif dişhekimlerinin fizyolojik bir oklüzyonun restore edilmesinde karşılaştığı zorluklardan birisinin, zayıf biçimdeki anterior ilişkilerin değiştirilmesi olduğu söylenebilir. Bir anterior segmentin restorasyonu venerle-rin yerleştirilmesi için minimal diş preparasyonu bakış açısından değil, oklüzal bakım ve fonksiyonel mükemmellik açısından düşünülmelidir. Oklüzal bakım, eksentrik oklüzyonlarda posterior çatışmaları engellemek için gerekli olan insizal veya kanin diş rehberliği derecesi gözönüne alınarak bir anterior dişi veya tüm anterior segmenti etkileyen lokal aşınma durumlarının değerlendirilmesi ve düzeltilmesini içermektedir. Bu amaçların elde edilmesi, diskluziv açının ağız koşullarına bağlı olarak ya diş boyu uzatılması yoluyla dikey interokiüzal ilişkilerin arttırılması ile, ya da yatay ilişkilerin azaltılması ile dikleştirmesini gerektirir. Bu tedavi şekillerinin bir kombinasyonunun uygulanması da olağandır. Klinik olarak, maksiller kesici dişler ve kaninlerin palatal morfolojilerinin modifiye edilmesi, estetiği bozmadan diş rehberliğini geliştirmenin en iyi yolu olarak gözükmektedir. İnterokiüzal açının ideal dikliğinin ne olacağı sorusunu cevapsız bıraktığı sürece bu modifikasyonun tabiatı tam olarak tanımlanmadan kalacaktır. Mekanik olarak açı derinleştikçe diş rehberliği elde edebilme ihtimali artar ve eksent-rik okluzyonlarda posterior dişlerin temas ede-bilme ihtimali ise azalır. Kaslar açısından bakıldığında, diskluziv açının dikleştirilmesi kas aktivitesini durduracak ve böylece eksentrik okluzyonlarda yük seviyesini azaltacak bir proprioseptif inhibisyon yaratacağından dolayı olumlu bir katkı daha sağlayabilir. Bu kas inhibisyonu dişleri etkileyen gerilim yüklenmesindeki artış ile açıklanmaktadır. Bu durum proprioseptif reseptörler üzerinde tetikleyici bir etki yaratarak bir geribesleme etkisi ile kasların daha fazla kasılmasına engel olur. Ne var ki, diskluziv açıdaki artışın dişlerin morfoloji veya konumları yolu ile nörolojik programlanmış diş kapatma düzenleri ile çatışmaması için özen gösterilmelidir. Bu durum karşıt anterior diş yüzeylerinin, mandibuler bukkal veya maksiller lingual yüzeylerin abrazyonuna yol açacaktır. Karşıt yüzeyleri etkileyen bu tip hasarlar esas olarak aşırı konturlanmış adeziv porselen restorasyonlar tarafından yaratılmaktadır, ancak ortodontik ve ortognatik vakalarda da görülebilir.

    Programlanmış diş kapatma düzenlerinin, bu bilgiyi kaydetmeye programlanmış bir artikülatör aracılığı ile üç boyutlu olarak kaydedilebilmesinin klinik açıdan mümkün olmaması nedeniyle, restorasyonların fonksiyon alanını etkilemesini engellemek dişhekiminin becerisine kalmıştır. Bu kısıtlamalara rağmen, uzun ömürlü diş dizilerinde gözlenen koşulları taklit edebilmek veya fonksiyonel ve estetik mükemmelliğe ulaşmak için adeziv porselen restorasyonlardan daha iyi bir restoratif materyal mevcut değildir. Gereken tek şey, uygun zamanda uygun tedaviyi gerçekleştirmektir.Oklüzal stabilitenin devam ettirilmesi, bir anterior diş veya diğerini etkileyen erken aşınma durumlarının tespit ve tedavisini gerektirmektedir. Lokalize ve sınırlı tedavi imkanı ile, okluzal hastalık olarak adlandırılan okluzal kaybın sınırı, ilk olarak santral kesicileri etkilediğinde lateral yönde lateral kesici dişlere ve kaninlere, veya ilk olarak kaninler abrazyona maruz kaldığında lateral yöne doğru ilerleyecektir.

    Okluzal hastalığın tüm anterior segmente yayılması için gereken süre hastaları anterior estetiği ve fonksiyonu aynı anda restore etmek için motive etmeye yönelik pek çok fırsat sunmaktadır. Ancak premolar ve moların bukkal sırtları silindiğinde, alt molarların mesiale eğimli sırtları distalize olduğunda veya karşıt dişlerdeki distale eğimli sırtlar mesialize olduğunda, posterior diş morfolojisi yok olduğunda, bu aşamaya kadar dişlerini ihmal etmiş olan hastaya bir tüm ağız restorasyonundan başka hiçbir şey önerilemez.

    Bu tam ağız restorasyon, fonksiyonel kriterleri yerine getirebilmek için konuşma, yutkunma ve çiğneme fonksiyonları sırasında uzun dönemde atravmatik diş kapatma düzenleri geliştirebilecek mümkün olan en dik anterior rehberliğin oluşturulduğu anterior ilişkilerin meydana getirilmesini içerir.

    Kaynak: Porselen Laminate Venerler Bilim ve Sanatı – Galip Gürel

    Yorum yaz →

Bir yorum yaz

iptal et
Ağız ve Diş Sağlığı