|
organik
bileşenlerin dağılımı bölgeden bölgeye değişir ve
ameloblastlar tarafından yapılan mine matriksinin
kalıntıları olarak görünür. İnorganik bileşenler
çoğunlukla apatit, özellikle de hidroksiapatitdir. Bir
miktar kalsiyum karbonatda bulunur. Floridler genellikle
minede mevcuttur, özellikle yüzey tabakalarında
yoğunlaşır, atrizyon alanlarında biraz daha azdır. En
yüksek florid konsantrasyonları minenin en yüzeysel 50
μm'lik kısmında bulunur. Burada konsantrasyonlar bireyin
floride maruz kalma durumuna göre 330 ile 1200 ppm
arasında değişir. Florapatitin daha az çözünür olması
nedeniyle yüzeyde bulunan aşınmamış minenin asitle
pürüzlendirmeye daha dirençli olması klinik açıdan önem
taşıyan bilinmesi gereken bir özelliktir.
Mine, yapısından sorumlu olan ameloblastlar tarafından
üretilir. Mine, ameloblastlara ve mine matriksinin
ameloblastlardan salındığı Tomes uzantılarına denk
gelecek biçimde çubuklu bir yapıdadır. Bu mine çubukları
mine-dentin birleşim bölgesinden başlar ve "prizmasız
minenin" bulunduğu mine yüzeyinin yaklaşık 30 μm altında
sonlanır. Burada tüm kristalitler yoğun biçimde dizilmiş
ve yüzeye dik olarak uzanmış durumdadır. Çubuklar
merkezden yüzeye doğru hemen hemen dik uzandıkları için
perifere doğru kavisli bir dizilim gözlenir. Çapları
yaklaşık 5 um'dir, ancak genellikle düzensiz bir yapıya
sahiptirler. Kesitlerde bir anahtar deliği veya at nalı
şeklinde görülebilirler. Bu yapı, en iyi olarak mine
fosforik asit ile pürüzlendiğinde görülebilir.
Bu dizilim şekilleri minenin
sonraki altyapısı olan hidroksiapatit kristalitleri
nedeniyle meydana gelir. Bu kristalitler mine
matriksinin salgılanmasının hemen ardından üretilirler.
İlk görünüm devamlı değil kesik safhalar halinde meydana
gelir ve bu, minenin çizgili görünümüne sebep olur (Retzius
çizgileri). Daha sonra mine bir olgunlaşma dönemine
girer ve kristaller başlangıçtaki 15 Â (kalınlık) x 300
 (genişlik) x 800-1200  (uzunluk)'dan çok daha fazla
büyür (350 Â x 800-1000 Â x 1600 Â). Bu kristaller
olgunlaşmış minede daha yoğun biçimde dizilirler.
Prizmalar içerisindeki
kristalitler, mine üretimi mekanizmasının bir sonucu
olarak görülen belirli bir düzen içerisinde uzanırlar.
Kristalitlerin optik ekseni (c-aksı = uzun aks),
kristalitlerin çoğunun prizmanın uzun ekseni içerisinde
uzandığı özel düzenler izler. Prizma içerisindeki
yönelimdeki farklılık, kesitlerde farklı düzenlerin
ortaya çıkmasını sağlar (at nalı ve anahtar deliği
gibi). Kristalitlerin çözünebilirliği sterik
yönelimlerine göre farklı olduğundan (c-aksında daha
çözünürdürler), minenin asitle pürüzlendirilmesi ileri
derecede pürüzlü ve dolayısıyla genişlemiş bir yüzey
meydana getirir. Kristalitler total hacmin sadece
%1-2'sini meydana getiren jelatinöz, düzensiz bir
matriks içerisine gömülüdürler. Mine yüzeyinin prizmasız
kısmında tüm kristalitler yüzeye dik olarak
uzandığından, yüzeyde bulunan mine tabakası, derindeki
tabakaların açıkta olduğu aşınmış mine tabakasına göre
asitle pürüzlendirmeye karşı daha dirençlidir.
Yüzey alanına düşen prizma sayısı, daha merkezdeki
mineden yüzeye geldikçe değişkenlik gösterir. Diş
yüzeyinde, mm²'de yaklaşık olarak 20,000-30,000 prizma
bulunur. Mine-dentin birleşim bölgesinde yoğunluk
yaklaşık %10 saha fazladır. Bu rakamlar odontoblast
sayıları ile uyumludur. |