0216 455 5 000
0530 407 35 94

Mine

Mine vücuttaki en iyi mineralize olmuş dokudur. Kütlesel olarak %95, hacimsel olarak ise %86 oranında inorganik maddeden, çoğunlukla da hidroksi apatitten oluşur. Su içeriği en az düzeydedir. Kemik, dentin ve sementten farklı olarak minedeki suyun çoğu bir hidrasyon tabakası halinde kristallere bağlı şekilde bulunur. Suyun sadece yaklaşık dörtte biri organik bileşen içerisinde serbest haldedir. Organik kısım çözünebilir ve çözünemez proteinler ile bir miktar karbonhidrat ve lipitten oluşur. Bu

organik bileşenlerin dağılımı bölgeden bölgeye değişir ve ameloblastlar tarafından yapılan mine matriksinin kalıntıları olarak görünür. İnorganik bileşenler çoğunlukla apatit, özellikle de hidroksiapatitdir. Bir miktar kalsiyum karbonatda bulunur. Floridler genellikle minede mevcuttur, özellikle yüzey tabakalarında yoğunlaşır, atrizyon alanlarında biraz daha azdır. En yüksek florid konsantrasyonları minenin en yüzeysel 50 μm'lik kısmında bulunur. Burada konsantrasyonlar bireyin floride maruz kalma durumuna göre 330 ile 1200 ppm arasında değişir. Florapatitin daha az çözünür olması nedeniyle yüzeyde bulunan aşınmamış minenin asitle pürüzlendirmeye daha dirençli olması klinik açıdan önem taşıyan bilinmesi gereken bir özelliktir.

Mine, yapısından sorumlu olan ameloblastlar tarafından üretilir. Mine, ameloblastlara ve mine matriksinin ameloblastlardan salındığı Tomes uzantılarına denk gelecek biçimde çubuklu bir yapıdadır. Bu mine çubukları mine-dentin birleşim bölgesinden başlar ve "prizmasız minenin" bulunduğu mine yüzeyinin yaklaşık 30 μm altında sonlanır. Burada tüm kristalitler yoğun biçimde dizilmiş ve yüzeye dik olarak uzanmış durumdadır. Çubuklar merkezden yüzeye doğru hemen hemen dik uzandıkları için perifere doğru kavisli bir dizilim gözlenir. Çapları yaklaşık 5 um'dir, ancak genellikle düzensiz bir yapıya sahiptirler. Kesitlerde bir anahtar deliği veya at nalı şeklinde görülebilirler. Bu yapı, en iyi olarak mine fosforik asit ile pürüzlendiğinde görülebilir.

Bu dizilim şekilleri minenin sonraki altyapısı olan hidroksiapatit kristalitleri nedeniyle meydana gelir. Bu kristalitler mine matriksinin salgılanmasının hemen ardından üretilirler. İlk görünüm devamlı değil kesik safhalar halinde meydana gelir ve bu, minenin çizgili görünümüne sebep olur (Retzius çizgileri). Daha sonra mine bir olgunlaşma dönemine girer ve kristaller başlangıçtaki 15 Â (kalınlık) x 300 Â (genişlik) x 800-1200 Â (uzunluk)'dan çok daha fazla büyür (350 Â x 800-1000 Â x 1600 Â). Bu kristaller olgunlaşmış minede daha yoğun biçimde dizilirler.

Prizmalar içerisindeki kristalitler, mine üretimi mekanizmasının bir sonucu olarak görülen belirli bir düzen içerisinde uzanırlar. Kristalitlerin optik ekseni (c-aksı = uzun aks), kristalitlerin çoğunun prizmanın uzun ekseni içerisinde uzandığı özel düzenler izler. Prizma içerisindeki yönelimdeki farklılık, kesitlerde farklı düzenlerin ortaya çıkmasını sağlar (at nalı ve anahtar deliği gibi). Kristalitlerin çözünebilirliği sterik yönelimlerine göre farklı olduğundan (c-aksında daha çözünürdürler), minenin asitle pürüzlendirilmesi ileri derecede pürüzlü ve dolayısıyla genişlemiş bir yüzey meydana getirir. Kristalitler total hacmin sadece %1-2'sini meydana getiren jelatinöz, düzensiz bir matriks içerisine gömülüdürler. Mine yüzeyinin prizmasız kısmında tüm kristalitler yüzeye dik olarak uzandığından, yüzeyde bulunan mine tabakası, derindeki tabakaların açıkta olduğu aşınmış mine tabakasına göre asitle pürüzlendirmeye karşı daha dirençlidir.
Yüzey alanına düşen prizma sayısı, daha merkezdeki mineden yüzeye geldikçe değişkenlik gösterir. Diş yüzeyinde, mm
²'de yaklaşık olarak 20,000-30,000 prizma bulunur. Mine-dentin birleşim bölgesinde yoğunluk yaklaşık %10 saha fazladır. Bu rakamlar odontoblast sayıları ile uyumludur.

 
Kaynak: Porselen Laminate Venerler Bilim ve Sanatı - Galip Gürel
 
ADEZYON
 
 
 
Site içeriğinde bulunan bilgiler destek sağlamak içindir. Hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi, tanı ve teşhis koyması yerine geçmez