![]() |
0216 455 5 000 |
|
|
|
|
|
|
|
Dr. Dt. Tolga Gülçiçek Özgeçmiş
| İmplant Nedir?
| Tedaviler
| Klinik |
İnsan Kaynakları
| |
|
|
|
|
|
|
|
![]() |
Oral İmplantoloji Sözlüğü |
|
olarak yansıyan yüksek enerjili elektronların tespiti esasına dayanır. Yüzey detayının görüntülenmesi için düşük-artan voltajın tatbik edilmesi daha düşük ışın penetrasyonu, yayılımı ve numune hasarına yol açar. Bacterial collagenase: çeşitli mikroplardan arıtılmış çeşitli kolajenazlardan herhangi biri. Kolajenazlar glisin kalıntılarının N-terminal tarafında kolajene bağlanır ve farklı spesifite sınıfları olarak ortaya çıkar. Bakteriyel kolajenazlar hücre toplanması için doku bozundurulmasında kullanılır. Bacterial leakage: Oral implant abutmentı ve implant arayüzünde bakteri sızıntısı veya kolonizasyonu. Bacterium:
(çoğul: bacteria) Prokaryotik (ilkel) hücre tipine sahip ubikuitöz,
tek-hücreli mikroorganizmalar grubunun üyesi. Bunların çoğu insanlar
ve hayvanları içeren tüm yaşam formlarını etkileyen hastalıklarda
etyolojiktir. Balanced occlusion:
Mandibular sentrik ve asent-rik hareketler esnasında dental ark
boyunca dişlerde var olan veya sonradan gelişen simültane uyumlu
okluzal temas. Bu özellik bilhassa hareketli komple protezlerde
fonksiyon sırasında stabilite sağlanması acısından önemlidir.
Bar: Uzunluğu genişliğinden büyük yuvarlak, yarı-yuvarlak ,
veya eliptik şekilli metalik segment. Barlar genellikle abutmetlar,
kronlar veya hareketli parsiyel protezler gibi protez parçalarını
birleştirmek için kullanılır. Destek, stabilite ve/veya protez
tutunumu için de kullanılır. Barium sulfate: Alkalin toprak metali (BA SO 4). Baryum adını Yunanca'da ağır anlamına gelen barys sözcüğünden alan ve suda çözünebilen, genel olarak toksik bir maddedir. Baryum sülfatla beraber olduğunda suda çözünmez; hatta hidrolik asitte de :özünmeme özelliği dolayısıyla gastroentestinal görüntülümede kontrast maddesi olarak kullanılmakadır. Barrier membrane: İmplant
hastalarında lokal Dgment tahribatı bulunan bölgelerde rehberli
kemik 'egenerasyonu için kullanılır. Bariyer, bölünmüş bir boşluk
oluşturularak epitel hücreler ve fibroblastların ogmentasyon
bölgesinde çoğalmasını engeller, ancak daha yavaş gelişen
anjiyojenik ve osteojenik hücreler membran tarafından korunan
boşluğa girebilir. İlk membranlar bio-inert olarak genişletilen
politetrafloroetilenden (Eptfe) üretildi ve rezorbe olma özelliği
bulunmadığından ikinci bir cerrahi prosedürü ile çıkarılmaları
gerekmekteydi. Bİyorezorbe membranlar, sentetik polimerler ya da
hayvan kaynaklı kolojenler olsun, günümüz uygulamalarında sıkça
tercih edilmektedir. Bariyer fonksiyonları belli bir süre devam
edebilmesine rağmen membranın çıkarılması için bir başka cerrahi
müdahaleye gereksinim duyulmaz. Basal bone: Mandibulada alveolar proseste devam eden ve majör sinir ve damarları barındıran destekleyici kemik. Aynı zamanda kas bağlantısı için bir bölge görevi gören bazal kemik rezorbsiyona dirençli bir yapıya sahiptir. Basic multicellular unit ( BMU ): Kontrollü bir yönde kemik içerisinde ilerleyen 2 mm uzunluğunda ve 2 mm genişliğinde elogated silindirik bir yapı oluşturan tam gelişmiş kortikal kemik remodellenmesi. BMU boyut, şekil ve iç yapısını aylarca koruyabilir. B cell: Kemik iliğinde elde edilen beyaz kan hücresi. Bağışıklık sisteminin parçası olarak B hücreler (veya bursa-equivalent hücreler) farklılık gösterebilir ve antibody-producing plazma hücrelerine dönüşebilir. Aynı zamanda B lemfosit olarakta bilinir. Bending moment: Tork uygulandığında potansiyel olarak deformasyona yol açan bir kuvvetin döndürme etkisi. Bennett movement: Lateral mandibular hareketle ortaya çıkan, mandibulanın translatory veya bodily yan kayması. Lateral mandibula hareket sırasında, ileri hareket eden kondil yolu sagital düzlükle kesiştiğinde Bennett açısı olarak anılan bir açı oluşur. Beveled incision: Gingival veya mukozal yüzeyde inzisyonların dikey olması yerine dar bir açıyla ( 90 dereceden az ) yapıldığı teknik. Bfgf: Temel fibroblast büyüme faktörünün kısaltması. BIC: Kemik-implant kontağının kısaltması. Bicortical stabilization: İmplant yerleştirilmesi sırasında kemiğin hem üst hem de alt corticelerini birleştirme uygulaması. Dişsiz anterior mandibulada implantın birincil stabilesini arttırmak için implant boynu üst kortekse bağlanırken implant ucu alt kortekse bağlanır. Bidrectional crest distraction: Distraksyon vektörünü konvansiyonel, ünidireksiyonal araçlarla kontrol etmekte yaşanan zorlukları aşmak üzere tasarlanan distraksiyon yaklaşımı. Vertikal distraksiyona ilaveten bir eğim rod'u bukkal-oral (lingual) distraksiyona izin verir. Bioabsorbable material: Vücut sıvılarında , herhangi bir polimer değişimi veya moleküler kütlede azalma olmaksızın çözünebilen katı polimerik meteryal. Bioactive glass: Biyolojik aktiviteyi stimule eden veya geliştiren seramik metaryel. CaO,CaF2/NazO,ZnO,Ti02 ve NiO gibi bileşikleri iyonik olarak bağlayan silikofosfat zincirlerinden oluşur. İn vivo olarak iyonik translokasyonlara uğrayabilir; oseöz alıcı bölgede iyonlar veya moleküler grup alışverişleri yaparak osseoentregre olur. Bi-oaktif cam rezorbe olabilir; dolayısıyla kemik mühendisliğinde taşıyıcı sistem olarak kullanışlıdır. Bioactivity: Canlı dokularla etkileşime ve kemik formasyonuna izin veren implant metaryeli etkisi. İmplant bioaktivitesi meteryal kompozisyonuna, topografiye, kimyasal ve fiziksel yüzey çeşitlerine bağlılık gösterebilir. Bioadhesion: Biyolojik ve diğer meteryaller arasında bağ sağlanan prosesin sonucu. Bio-col technique: Estetik bölgedeki boyutu korumak için geliştiren teknik. Kemikli duvarları ve dişi çevreleyen gingival anatomiyi flap refleksiyonu olmadan korumak için diş, düşük travma tekniğiyle çekilir. Çekim boşluğu alveolar krete kadar anorganik bovin ile greftlenir, kolojen kapakla kapatılır ve yerine horizontal matress dikişle dikilir. Subgingival olarak 3 ila 4 mm arasında genişleyen ovate pontik ile hareketli veya sabit retorasyon yaplır; böylelikle kolojen kapak bastırılmış ve çevre yumuşak doku desteklenmiş olur. Biocompatibility: Vücudun yabancı bir maddeye (ör: metal) reaksiyon göstermeyip imunolojik olarak kendisi olarak tanıması durumu. Biyouyumlu materyaller akut ve kronik olarak imflamatuvar tepkilere yol açmazlar; implantı çevreleyen dokularda farklılık oluşmasını önlemezler. Biocompatible: Birlikte varolabilme durumu; vücudun kabul ettiği. Bu terim bir hastaya nakledilebilen ve vücut tarafından reddedilmeyen kan, organ veya dokuyu nitelemek için kullanılır. Materyalin immun sistemi harekete geçirmediği veya vücut tarafından reddedilmediği biyodinamik süreci tanımlar. Biodegradable materyal: İn vivo olarak dağılmayla oluşan, moleküler bozunma sonucu parçalanan solid polimerik materyal. Bioengineering: Vücut bölümlerinin veya protezlerin, hareket analizleri gibi biyomedikal teknoloji alanlarında mühendislik kullanımı. Bioerodible material: Yüzey bozunmsı gösteren ve in vivo olarak rezorbe olan solid polimerik meteryal. Biofilm: Organik veya inorganik bir yapının yüzeyine, salgıladıkları polimelerle birlikte bağlanan ince mikroorganizma katmanı.
Bioinert: Biyolojik tepki uyandırmayan veya biyolojik
etkenlerden etkilenmeyen biyometaryeii tarif eder. Biomechanical load model: Yapı içerisinde ve dışarısında yükleme modeli veya simulasyonu. Biomechanical
test: Biyolojik sistemlerdeki, biyolojik dokular, sistemler ve
yapay materyallerin mekanik yöntemlerle incelenmesi. Biomimetics: Rejenerasyon oluşacağı beklentisiyle doğal sürecin taklit edilmesi veya rekonstrüksüyonu bilimi. Biomineralization: Kemik ve diş gibi biyolojik dokularda mineral birikmesi veya oluşumu. Biyolojik mineralizasyonun aşamaları tam olarak anlaşılamamıştır. Interstisyel sıvılar mineral hidroksiapatitle su-persature edilir; osteokalsin gibi kalsiyuma bağlanan proteinlerin birikerek kristal nükleinin oluşumunda rol oynayabileceği bildirilmektedir. Bioresorbable: İn vivo olarak çözünme veya assimile olma kapasitesi. Bioresorbable material: İn vivo , kitle olarak bozunmaya uğrayan ve rezorbe olan, sonucunda yabancı materyallerin tamamının yok olduğu solid polimerik materyal. Bisphosphonete: Guanosine trifosfata bağlanan proteinlerin fonksiyonunu etkileyerek ve böylelikle osteoklastik apoptosise yol açarak osteoklastik aktiviteyi engelleyen pirofosfat analog. Osteoporoz ve paget hastalığı gibi hastalıkların terapatik tedavisi, osteoklastik fonksiyonu inhibite etmek için biofosfat-lara dayanmaktadır. Biting force: Maksillaya karşı hareket eden mandibula elevatör kaslarının kontraksiyonundan oluşan kuvvet. Black triangle:
Interproksimal kemik yüksekliği azaldığında dişler arasında kaybolan
papilla kemik kret düzeyi ve ayrık dişlerin kontak noktası arasında
kalan koronal-apikal mesafe papillanın sürekli korunup
korunmayacağım belirler. Benzer bir ilişki tek diş implantları için
de geçerlidir. İki ayrık implant arasındaki mesafenin de daha
sonradan interimplant papillanın yüksekliğini etkileyebileceği,
interproksimal kemik yüksekliğinin korunması için önemli olduğu
ileri sürülmektedir. Blade implant: Endosteal implant olarak kategori-ze edilen özel bir implant tasarımı. Blade implantlar çeşitli en ve boylarda üretilebilir; kemik içerisine tek parça implant olarak yerleştirilmiş implantın endosteal kısmı ve abutment olarak görev yapan transmu-kozal parçası bir aradadır. Blanching: Yumuşak dokuların baskıyla soluklaşması veya siyanotik olması süreci . Eriteme baskı uygulandığında kırmızı renk çekilir; baskı kaldırıldığında geri döner. Bleeding: Dahili olarak (vücut içerisindeki kan damarlarında sızıntı); harici olarak doğal bir açık (oral kavite gibi ) ; veya derideki açılma gibi sebeplerle kan kaybetme. Bleeding on probing: Periodontal
probla standart ölçümü izleyen, gingival sulkus veya periodontal
cebin kanaması. BMD: Kemik mineral yoğunluğunun kısaltması. BMP: Kemik morfogenetik proteinin kısaltması. BMPR: Kemik morfogenetik protein reseptörlerinin kısaltması. Bone-anchored hearig aid ( BAHA): İşitme engelli hastalarda sesin yükseltilmesi için peri-auricular bölgedeki temporal kemiğe bir implant marifetiyle fikse edilen elektronik cihaz. Bone biopsy: Tanı amacıyla şüpheli bölgeden alınan kemik. Bone celi: Kemik hücreleri, kemik formasyonundan sorumlu osteoblastlar ve kemik rezorb-siyonundan sorumlu osteoklastlar içermektedir. Osteoblastlar mezankimal kök hücrelerinden türerken osteoklastlar (devasa hücreler )öncüleri olarak granulosit-makrofaj kök hücrelerle hematopoietik sisteme aittir. Osteoblastlar formasyon periyodundan sonra osteosit ve lining hücrelerine dönüşür. Osteoklastlar fonkiyon sonrası mononükleer hücrelere ayrılabilir veya apoptosise uğrayabilirler. Bone curettage:
İmplant yerleşimine hazırlık ve/veya alveolar boyut için yumuşak
dokunun kemik yüzeyinden veya patolojinin alınmasını takiben kemik
kavitesinden küret ile kazınarak ayrılması. Bone graft: Hastanın donör bölgesinden (otojen) veya dış kaynaktan (allogreft,alloplastik greft, zenogreft) alınan kemik. Kemik grefti alveolar ridge deki kemik tahribatı,azlığını ogmente etmek için kullanılır. Simültane veya sonradan implant yerleşiminde kullanılabilir.
Bone grefî için donör bölge: Otojen kemik kaynağı intraoral
veya extraoral olabilir. Intraoral kaynaklar arasında ayrık kortikal
kemik, anterior nazal spine, retromolar bölge, maksiller tuberosite,
ramus, bukkal shelf ve mandibular semfiz bulunmaktadır. Ekstraoral
kaynaklar kranyum,ilyak kreti ve tibia olabilir. Kaynağa bağlı
olarak greft daha kortikal veya daha kanselöz olabilir. Bone-implant contact (BIC): Kemiğin pürüzlü implant yüzeyi ile mikroskopik düzeyde doğrudan teması. Kemik-implant kontağı oranı (yüzde) implant yüzey topografileri ve materyallerini değerlendirmek için kullanılır. Bone-implant interface:
Pürüzlü implant yüzeyi ve temas ettiği canlı kemik arasında
demarkasyon hattı yüzey tekstürü, yüzey kontaminasyonu,
yerleştirmeden sonra geçen süre ve fonksiyonel yüklemenin genişliği
gibi faktörler implant yüzeyiyle kontakta olan kemiğin iyileşme
derecesini etkileyebilir. Kaynak: İmplanTR dergisi |
|
|
|
|
| Ağız ve Diş Sağlığı Hakkında Kapsamlı Bilgiler | |
|
|
|
|
||
| Site içeriğinde bulunan bilgiler destek sağlamak içindir. Hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi, tanı ve teşhis koyması yerine geçmez | ||