0216 455 5 000
0530 407 35 94




Oral İmplantoloji Sözlüğü

Backscattered electron (BSE) imaging: Işık mikroskoplarının görünen ışığı kullanmasına benzer şekilde bir yüzeyin elektronik olarak yüksek çözünürlüklü görüntülenmesi. BSE'nin ışık mikroskoplarına göre avantajları arasında daha çok büyütme ve çok daha büyük alan derinliği sunmalarıdır. Bu yöntem en yaygın biçimde, 10 KV veya daha yüksek voltajın arttırılarak tatbik edilmesi ve bu esnada örnekten kuazi-elastik

olarak yansıyan yüksek enerjili elektronların tespiti esasına dayanır. Yüzey detayının görüntülenmesi için düşük-artan voltajın tatbik edilmesi daha düşük ışın penetrasyonu, yayılımı ve numune hasarına yol açar.

Bacterial collagenase: çeşitli mikroplardan arıtılmış çeşitli kolajenazlardan herhangi biri. Kolajenazlar glisin kalıntılarının N-terminal tarafında kolajene bağlanır ve farklı spesifite sınıfları olarak ortaya çıkar. Bakteriyel kolajenazlar hücre toplanması için doku bozundurulmasında kullanılır.

Bacterial leakage: Oral implant abutmentı ve implant arayüzünde bakteri sızıntısı veya kolonizasyonu.

Bacterium: (çoğul: bacteria) Prokaryotik (ilkel) hücre tipine sahip ubikuitöz, tek-hücreli mikroorganizmalar grubunun üyesi. Bunların çoğu insanlar ve hayvanları içeren tüm yaşam formlarını etkileyen hastalıklarda etyolojiktir.

BAHA: Kemik-ankorajlı İşitme Desteği'nin (Bone-Anchored Hearing Aid) kısaltması.

Balanced occlusion: Mandibular sentrik ve asent-rik hareketler esnasında dental ark boyunca dişlerde var olan veya sonradan gelişen simültane uyumlu okluzal temas. Bu özellik bilhassa hareketli komple protezlerde fonksiyon sırasında stabilite sağlanması acısından önemlidir.

BalI attachment system: Patriksin matrikse bilye ve soket tipi bir ilişkiyle oturtulduğu ve fikse edildiği mekanik tutucu tasarımı. Her bir eleman ya restorasyonun bir parçası olarak doğal dişe ya da üzerinde karşılığı bulunan abutment olarak proteze yerleştirilir. Patriks, veya bilye, çeşitli çaplardaki plastik veya metal alaşımdan değişik dayanım özelliklerinde üretilir.

Bar: Uzunluğu genişliğinden büyük yuvarlak, yarı-yuvarlak , veya eliptik şekilli metalik segment. Barlar genellikle abutmetlar, kronlar veya hareketli parsiyel protezler gibi protez parçalarını birleştirmek için kullanılır. Destek, stabilite ve/veya protez tutunumu için de kullanılır.

Bar attachement system: U kesitli patriksin matriks genişliğinde üretildiği özel bir tasarım. Her bir elaman, iki veya daha fazla doğal diş ve/veya implantı kapsayan ve proteze aplike edilen matrikse intraoral olarak fiske edilen protetik yapının bir parçasıdır. Komponentler birbirine geçtiğinde mekanik mekanizma veya sürtünme dolayısıyla tutunma gerçekleşir.

Bar splint: Dişler veya implantlar arasına rijidite ve/veya stabilete sağlamaya yarayanbirleştirici bar. Aynı zamanda tarvma ve cerrahi sonucu yerinden çıkmış veya hareket eden vücut parçalarının fikse edilmesinde kullanılır.

Barium sulfate: Alkalin toprak metali (BA SO 4). Baryum adını Yunanca'da ağır anlamına gelen barys sözcüğünden alan ve suda çözünebilen, genel olarak toksik bir maddedir. Baryum sülfatla beraber olduğunda suda çözünmez; hatta hidrolik asitte de :özünmeme özelliği dolayısıyla gastroentestinal görüntülümede kontrast maddesi olarak kullanılmakadır.

Barrier membrane: İmplant hastalarında lokal Dgment tahribatı bulunan bölgelerde rehberli kemik 'egenerasyonu için kullanılır. Bariyer, bölünmüş bir boşluk oluşturularak epitel hücreler ve fibroblastların ogmentasyon bölgesinde çoğalmasını engeller, ancak daha yavaş gelişen anjiyojenik ve osteojenik hücreler membran tarafından korunan boşluğa girebilir. İlk membranlar bio-inert olarak genişletilen politetrafloroetilenden (Eptfe) üretildi ve rezorbe olma özelliği bulunmadığından ikinci bir cerrahi prosedürü ile çıkarılmaları gerekmekteydi. Bİyorezorbe membranlar, sentetik polimerler ya da hayvan kaynaklı kolojenler olsun, günümüz uygulamalarında sıkça tercih edilmektedir. Bariyer fonksiyonları belli bir süre devam edebilmesine rağmen membranın çıkarılması için bir başka cerrahi müdahaleye gereksinim duyulmaz.

Bariyer membranlar kemik veya periodental defektlerin iyileşmesi sırasında istenmeyen hücre tiplerinin ayrılmış bölgeye girmesine engel olurlar. Membran konfigürasyonları spesifik uygulamalar için tasarlanmıştır; şekil, boyut ve kalınlıkları değişiklik gösterir.

Basal bone: Mandibulada alveolar proseste devam eden ve majör sinir ve damarları barındıran destekleyici kemik. Aynı zamanda kas bağlantısı için bir bölge görevi gören bazal kemik rezorbsiyona dirençli bir yapıya sahiptir.

Basic multicellular unit ( BMU ): Kontrollü bir yönde kemik içerisinde ilerleyen 2 mm uzunluğunda ve 2 mm genişliğinde elogated silindirik bir yapı oluşturan tam gelişmiş kortikal kemik remodellenmesi. BMU boyut, şekil ve iç yapısını aylarca koruyabilir.

B cell: Kemik iliğinde elde edilen beyaz kan hücresi. Bağışıklık sisteminin parçası olarak B hücreler (veya bursa-equivalent hücreler) farklılık gösterebilir ve antibody-producing plazma hücrelerine dönüşebilir. Aynı zamanda B lemfosit olarakta bilinir.

Bending moment: Tork uygulandığında potansiyel olarak deformasyona yol açan bir kuvvetin döndürme etkisi.

Bennett movement: Lateral mandibular hareketle ortaya çıkan, mandibulanın translatory veya bodily yan kayması. Lateral mandibula hareket sırasında, ileri hareket eden kondil yolu sagital düzlükle kesiştiğinde Bennett açısı olarak anılan bir açı oluşur.

Beveled incision: Gingival veya mukozal yüzeyde inzisyonların dikey olması yerine dar bir açıyla ( 90 dereceden az ) yapıldığı teknik.

Bfgf: Temel fibroblast büyüme faktörünün kısaltması.

BIC: Kemik-implant kontağının kısaltması.

Bicortical stabilization: İmplant yerleştirilmesi sırasında kemiğin hem üst hem de alt corticelerini birleştirme uygulaması. Dişsiz anterior mandibulada implantın birincil stabilesini arttırmak için implant boynu üst kortekse bağlanırken implant ucu alt kortekse bağlanır.

Bidrectional crest distraction: Distraksyon vektörünü konvansiyonel, ünidireksiyonal araçlarla kontrol etmekte yaşanan zorlukları aşmak üzere tasarlanan distraksiyon yaklaşımı. Vertikal distraksiyona ilaveten bir eğim rod'u bukkal-oral (lingual) distraksiyona izin verir.

Bioabsorbable material: Vücut sıvılarında , herhangi bir polimer değişimi veya moleküler kütlede azalma olmaksızın çözünebilen katı polimerik meteryal.

Bioactive glass: Biyolojik aktiviteyi stimule eden veya geliştiren seramik metaryel. CaO,CaF2/NazO,ZnO,Ti02 ve NiO gibi bileşikleri iyonik olarak bağlayan silikofosfat zincirlerinden oluşur. İn vivo olarak iyonik translokasyonlara uğrayabilir; oseöz alıcı bölgede iyonlar veya moleküler grup alışverişleri yaparak osseoentregre olur. Bi-oaktif cam rezorbe olabilir; dolayısıyla kemik mühendisliğinde taşıyıcı sistem olarak kullanışlıdır.

Bioactivity: Canlı dokularla etkileşime ve kemik formasyonuna izin veren implant metaryeli etkisi. İmplant bioaktivitesi meteryal kompozisyonuna, topografiye, kimyasal ve fiziksel yüzey çeşitlerine bağlılık gösterebilir.

Bioadhesion: Biyolojik ve diğer meteryaller arasında bağ sağlanan prosesin sonucu.

Bio-col technique: Estetik bölgedeki boyutu korumak için geliştiren teknik. Kemikli duvarları ve dişi çevreleyen gingival anatomiyi flap refleksiyonu olmadan korumak için diş, düşük travma tekniğiyle çekilir. Çekim boşluğu alveolar krete kadar anorganik bovin ile greftlenir, kolojen kapakla kapatılır ve yerine horizontal matress dikişle dikilir. Subgingival olarak 3 ila 4 mm arasında genişleyen ovate pontik ile hareketli veya sabit retorasyon yaplır; böylelikle kolojen kapak bastırılmış ve çevre yumuşak doku desteklenmiş olur.

Biocompatibility: Vücudun yabancı bir maddeye (ör: metal) reaksiyon göstermeyip imunolojik olarak kendisi olarak tanıması durumu. Biyouyumlu materyaller akut ve kronik olarak imflamatuvar tepkilere yol açmazlar; implantı çevreleyen dokularda farklılık oluşmasını önlemezler.

Biocompatible: Birlikte varolabilme durumu; vücudun kabul ettiği. Bu terim bir hastaya nakledilebilen ve vücut tarafından reddedilmeyen kan, organ veya dokuyu nitelemek için kullanılır. Materyalin immun sistemi harekete geçirmediği veya vücut tarafından reddedilmediği biyodinamik süreci tanımlar.

Biodegradable materyal: İn vivo olarak dağılmayla oluşan, moleküler bozunma sonucu parçalanan solid polimerik materyal.

Bioengineering: Vücut bölümlerinin veya protezlerin, hareket analizleri gibi biyomedikal teknoloji alanlarında mühendislik kullanımı.

Bioerodible material: Yüzey bozunmsı gösteren ve in vivo olarak rezorbe olan solid polimerik meteryal.

Biofilm: Organik veya inorganik bir yapının yüzeyine, salgıladıkları polimelerle birlikte bağlanan ince mikroorganizma katmanı.

Bioinert: Biyolojik tepki uyandırmayan veya biyolojik etkenlerden etkilenmeyen biyometaryeii tarif eder.

Biologic width: Bağlayıcı doku ataşmanı, eklem epitelyumu ve gingival sulkusu içeren ataşman aparatının yapısı.

Biomaterial: Biyolojik sistemlerle etkileşmesi amaçlanan medikal bir gereç olarak kullanılan non-viyabl materyal.

Biomechanical load model: Yapı içerisinde ve dışarısında yükleme modeli veya simulasyonu.

Biomechanical test: Biyolojik sistemlerdeki, biyolojik dokular, sistemler ve yapay materyallerin mekanik yöntemlerle incelenmesi.

Biomechanics: Mekanik prensiplerin ve tasarımın biyolojik yapılara uygulanması; biyoloji ve mekanik ara yüzü.

Biomimetics: Rejenerasyon oluşacağı beklentisiyle doğal sürecin taklit edilmesi veya rekonstrüksüyonu bilimi.

Biomineralization: Kemik ve diş gibi biyolojik dokularda mineral birikmesi veya oluşumu. Biyolojik mineralizasyonun aşamaları tam olarak anlaşılamamıştır. Interstisyel sıvılar mineral hidroksiapatitle su-persature edilir; osteokalsin gibi kalsiyuma bağlanan proteinlerin birikerek kristal nükleinin oluşumunda rol oynayabileceği bildirilmektedir.

Bioresorbable: İn vivo olarak çözünme veya assimile olma kapasitesi.

Bioresorbable material: İn vivo , kitle olarak bozunmaya uğrayan ve rezorbe olan, sonucunda yabancı materyallerin tamamının yok olduğu solid polimerik materyal.

Bisphosphonete: Guanosine trifosfata bağlanan proteinlerin fonksiyonunu etkileyerek ve böylelikle osteoklastik apoptosise yol açarak osteoklastik aktiviteyi engelleyen pirofosfat analog. Osteoporoz ve paget hastalığı gibi hastalıkların terapatik tedavisi, osteoklastik fonksiyonu inhibite etmek için biofosfat-lara dayanmaktadır.

Biting force: Maksillaya karşı hareket eden mandibula elevatör kaslarının kontraksiyonundan oluşan kuvvet.

Black triangle: Interproksimal kemik yüksekliği azaldığında dişler arasında kaybolan papilla kemik kret düzeyi ve ayrık dişlerin kontak noktası arasında kalan koronal-apikal mesafe papillanın sürekli korunup korunmayacağım belirler. Benzer bir ilişki tek diş implantları için de geçerlidir. İki ayrık implant arasındaki mesafenin de daha sonradan interimplant papillanın yüksekliğini etkileyebileceği, interproksimal kemik yüksekliğinin korunması için önemli olduğu ileri sürülmektedir.


Blade: Bir veya birden fazla keskin kenara sahip, kesmeye yarayan yassı gereç.

Blade implant: Endosteal implant olarak kategori-ze edilen özel bir implant tasarımı. Blade implantlar çeşitli en ve boylarda üretilebilir; kemik içerisine tek parça implant olarak yerleştirilmiş implantın endosteal kısmı ve abutment olarak görev yapan transmu-kozal parçası bir aradadır.

Blanching: Yumuşak dokuların baskıyla soluklaşması veya siyanotik olması süreci . Eriteme baskı uygulandığında kırmızı renk çekilir; baskı kaldırıldığında geri döner.

Bleeding: Dahili olarak (vücut içerisindeki kan damarlarında sızıntı); harici olarak doğal bir açık (oral kavite gibi ) ; veya derideki açılma gibi sebeplerle kan kaybetme.

Bleeding on probing: Periodontal probla standart ölçümü izleyen, gingival sulkus veya periodontal cebin kanaması.

Block bone graft: Mandibular semfiz veya lokalize boyut ogmentasyon uygulamaları için kullanılan ramus bukkal shelf'ten elde edilen bloklar.

BMD: Kemik mineral yoğunluğunun kısaltması.

BMP: Kemik morfogenetik proteinin kısaltması.

BMPR: Kemik morfogenetik protein reseptörlerinin kısaltması.

Bone-anchored hearig aid ( BAHA): İşitme engelli hastalarda sesin yükseltilmesi için peri-auricular bölgedeki temporal kemiğe bir implant marifetiyle fikse edilen elektronik cihaz.

Bone biopsy: Tanı amacıyla şüpheli bölgeden alınan kemik.

Bone celi: Kemik hücreleri, kemik formasyonundan sorumlu osteoblastlar ve kemik rezorb-siyonundan sorumlu osteoklastlar içermektedir. Osteoblastlar mezankimal kök hücrelerinden türerken osteoklastlar (devasa hücreler )öncüleri olarak granulosit-makrofaj kök hücrelerle hematopoietik sisteme aittir. Osteoblastlar formasyon periyodundan sonra osteosit ve lining hücrelerine dönüşür. Osteoklastlar fonkiyon sonrası mononükleer hücrelere ayrılabilir veya apoptosise uğrayabilirler.

Bone curettage: İmplant yerleşimine hazırlık ve/veya alveolar boyut için yumuşak dokunun kemik yüzeyinden veya patolojinin alınmasını takiben kemik kavitesinden küret ile kazınarak ayrılması.

Bone derivative: Kimyasal ayrıştırma işlemiyle geliştirilen kemik ikameleri için ortak denominatör.

Bone fiil: Tedavi edilen oseoz defektte kemik dokusunun klinik restorasyonu.

Bone fracture: Genellikle travma sonucu kemikte kırık. Yakalanılan bir kemik hastalığı veya kemik hastalığıyla ilişkili anormal bir formasyon da kırığa yol açabilir. Kırıklar karakter ve lokasyon olarak sınıflandırılır: greenstick,spiral,comminuted transver-se, compound ve compression.

Bone graft: Hastanın donör bölgesinden (otojen) veya dış kaynaktan (allogreft,alloplastik greft, zenogreft) alınan kemik. Kemik grefti alveolar ridge deki kemik tahribatı,azlığını ogmente etmek için kullanılır. Simültane veya sonradan implant yerleşiminde kullanılabilir.

Bone grefî için donör bölge: Otojen kemik kaynağı intraoral veya extraoral olabilir. Intraoral kaynaklar arasında ayrık kortikal kemik, anterior nazal spine, retromolar bölge, maksiller tuberosite, ramus, bukkal shelf ve mandibular semfiz bulunmaktadır. Ekstraoral kaynaklar kranyum,ilyak kreti ve tibia olabilir. Kaynağa bağlı olarak greft daha kortikal veya daha kanselöz olabilir.

Bone harvest: Otojen greft için hastadan, alojenik greft için ölen insanlardan veya zenogreft için hayvanlardan elde edilen kemik.

Bone-implant contact (BIC): Kemiğin pürüzlü implant yüzeyi ile mikroskopik düzeyde doğrudan teması. Kemik-implant kontağı oranı (yüzde) implant yüzey topografileri ve materyallerini değerlendirmek için kullanılır.

Bone-implant interface: Pürüzlü implant yüzeyi ve temas ettiği canlı kemik arasında demarkasyon hattı yüzey tekstürü, yüzey kontaminasyonu, yerleştirmeden sonra geçen süre ve fonksiyonel yüklemenin genişliği gibi faktörler implant yüzeyiyle kontakta olan kemiğin iyileşme derecesini etkileyebilir.

İmplant tasarımı ve kemik implant arayüzü: Diş tasarımı ve yiv dahil olmak üzere implant tasarımı mimarisi. Implantın osteotomiye yerleştirilme kabiliyetini etkiler; dolayısıyla osseoentegrasyonun gerçekleşebilmesi için gereklidir.

Kaynak: İmplanTR dergisi


Ağız ve Diş Sağlığı Hakkında Kapsamlı Bilgiler
 

©Copyright 2007, All Rights Reserved

Site içeriğinde bulunan bilgiler destek sağlamak içindir. Hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi, tanı ve teşhis koyması yerine geçmez